Kalp ve Damar Hastalıkları Türkiye’de Ölümlerin Başında

Türkiye’de kalp ve damar hastalıkları, ölümlerin en büyük nedenlerinden biri. Prof. Dr. Nurcan Arat, bu konudaki verileri paylaştı.

Son bir yıl içinde Türkiye’de 491 bin 684 kişi hayatını kaybetti ve bu ölümlerin yaklaşık 170 bin 600’ü kalp ve damar hastalıkları nedeniyle gerçekleşti. Bu durum, toplam ölümlerin %34,7’sini oluşturarak dolaşım sistemi hastalıklarını en yüksek oranda ölüme sebep olan hastalıklar arasına yerleştirdi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nurcan Arat, kalp sağlığı ile ilgili önemli bilgiler sundu.

Prof. Dr. Arat, Türkiye’de her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirtti. Sosyal medya ve dijital iletişimin etkisiyle genç yaşta meydana gelen ani ölümler, miyokardit ve ritim bozukluklarının daha fazla görünür hale geldiğini ifade etti. Ani kardiyak ölümün tek bir hastalık olmadığını vurgulayan Arat, ileri yaşlarda en yaygın nedenin koroner arter hastalığı ve kalp krizi olduğunu, gençlerde ise kalp kası hastalıkları, kalıtsal ritim bozuklukları, doğumsal koroner arter anomalileri ve bazı genetik hastalıkların daha önemli rol oynayabileceğini dile getirdi. Bu nedenle genç yaşta gerçekleşen ani ölümlerin detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiğini, gerektiğinde aile bireylerinin de taranmasının önemli olduğunu söyledi. Türkiye’de bu hastalıklara dair yeterli ulusal veri bulunmadığını da ekledi.

Kalp ve damar hastalıkları açısından risk taşıyan belirtiler arasında efor sırasında gelişen göğüs ağrısı, açıklanamayan bayılma, sık tekrarlayan çarpıntı, nedeni bilinmeyen nefes darlığı ve ailede genç yaşta ani ölüm öyküsü bulunması sayılabilir. Bu tür belirtiler genellikle iyi huylu nedenlerden kaynaklansa da, bazı bireylerde ciddi kalp hastalığının ilk işareti olabileceği için kardiyoloji değerlendirmesinin geciktirilmemesi gerektiği vurgulandı.

Tanı yöntemlerindeki gelişmelerin durumu nasıl değiştirdiğine de değinen Prof. Dr. Arat, 15-20 yıl önce açıklanamayan birçok bayılma ve ani ölüm vakasının nedeninin belirlenemediğini, günümüzde ise yüksek duyarlıklı troponin testleri, ileri ekokardiyografi, kardiyak manyetik rezonans ve genetik incelemeler sayesinde daha doğru tanılar koyabildiklerini belirtti. Özellikle kardiyak manyetik rezonansın, kalp kasındaki iltihaplanma, nedbeleşme ve doku değişikliklerini ayrıntılı bir şekilde gösterdiğini ifade etti.

Kalp ve damar hastalıklarının en önemli risk faktörleri arasında hipertansiyon, yüksek LDL kolesterol, fazla kilo, hareketsizlik, stres ve uyku sorunları yer almaktadır. Hipertansiyonun, kan basıncının uzun süre yüksek seyretmesi sonucunda damarların iç yüzeyinde hasara yol açarak kalp yetersizliği, inmeye ve böbrek hastalıklarına zemin hazırladığına dikkat çekildi. Ayrıca LDL kolesterol düzeyinin yüksek olmasının, damar duvarında plak oluşumunu başlattığı ve bu nedenle kalp hastalığı veya diyabeti bulunan kişilerin LDL kolesterol seviyelerinin daha düşük tutulması gerektiği vurgulandı.

Kalp sağlığını etkileyen diğer faktörler arasında karın çevresindeki yağlanmanın da önemli olduğu belirtildi. Bel çevresinin artmasının hipertansiyon, diyabet ve insülin direnci riskini artırdığı ifade edildi. Uzun süre oturmanın damar fonksiyonlarını bozduğuna, haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş gibi orta yoğunlukta hareketin koruyucu bir etki sağladığına dikkat çekildi. Yetersiz uyku, kronik stres ve sosyal izolasyonun da kalp-damar riskini artırabileceği belirtildi.

Kalp ve damar hastalıklarının yıllarca belirti vermeden ilerleyebileceği, bu nedenle tansiyon, kilo, bel çevresi, kan şekeri ve kolesterol ölçümlerine 20 yaşından itibaren başlanması gerektiği ifade edildi. 40 yaşından sonra bu kontrollerin düzenli hale getirilmesi gerektiği vurgulandı. Özellikle ailesinde erken yaşta kalp krizi öyküsü bulunanlar, sigara kullananlar ve diğer risk faktörlerine sahip olan bireylerin daha erken değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Her bireye efor testi, koroner tomografi veya ileri görüntüleme yapılmasının gerekmediği, tetkiklerin kişinin risk durumuna göre belirlenmesi gerektiği ifade edildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu