Holokost Yalanı ve Yahudilerin Filistin’e Göçü Üzerine Tartışmalar

Holokost yalanı ve Yahudilerin Filistin’e zorla göç ettirilmesi üzerine yapılan tartışmalar ve tarihsel bağlam.

20. yüzyılın başlarından itibaren Siyasi Siyonizm liderlerinin, İsrail Devleti’ni kurmak amacıyla Siyonizm ve antisemitizm arasında geliştirdikleri işbirliği önemli bir inceleme konusudur. Bu işbirliğinin en dikkat çekici örneklerinden biri, Nazi Almanyası ile Siyonistler arasındaki ilişkilerdir. Ayrıca, tarihte “Yahudi soykırımı” olarak adlandırılan olayın varlığı sorgulanmakta ve Nazilerin asıl amacının Yahudileri imha etmek değil, topluca Filistin’e göndermek olduğu iddia edilmektedir.

Bu politika iki önemli boyutta başarı sağlamıştır. Birincisi, Nazi rejiminin antisemitizm politikası sonucunda birçok Yahudi, Filistin’e göç etmiştir. İkincisi ise, II. Dünya Savaşı sırasında en büyük katliama uğrayan Yahudilerin, Filistin’de bir ulusal devlet kurmasını dünya kamuoyunun kabullenmesidir. Exodus gemisi ile Filistin’e göç eden Yahudilerin taşıdığı pankartlar, “Naziler ailelerimizi yok etti, siz de umutlarımızı yok etmeyin” mesajını vermekteydi.

1947 yılında İsrail Devleti’nin kuruluşu gerçekleşti, ancak bu devlet, İsrail liderlerinin hayalindeki ulus değildi. Birleşmiş Milletler, Filistin’i iki ayrı devlete bölmüştü: bir Yahudi ve bir Arap devleti. Ancak İsrail’in ilanından hemen sonra başlayan Arap-İsrail savaşları sonucunda, Yahudi Devleti topraklarını genişletti ve 1948 yılı içinde Batı Şeria ve Gazze Şeridi hariç tüm Filistin topraklarını ele geçirdi. 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda ise Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs dahil tüm Filistin toprakları işgal edildi. Ayrıca, Suriye’ye ait Golan Tepeleri ve Mısır’a ait Sina Yarımadası da İsrail’in kontrolüne geçti. 1982 yılında Lübnan da işgal edildi ve İsrail, burada tek taraflı bir güvenlik kuşağı ilan etti.

Tüm bu işgal politikaları, İsrail liderlerinin hedeflediği “Büyük İsrail” ideali doğrultusunda gelişti. Bu ideal, Tevrat’ta İsrailoğullarına vaat edilen toprakların ele geçirilmesi ve bu toprakların Arap nüfusundan temizlenerek Yahudileştirilmesini öngörüyordu. Bu nedenle, İsrail işgal ettiği toprakları mümkün olduğunca elinde tutmaya çalıştı. Özellikle Batı Şeria, İsrailliler tarafından “Yahuda ve Samiriye” adıyla anılarak işgal altında tutuldu ve Yahudileştirme çabaları hız kazandı. Bu süreçte, işgal altındaki topraklara Yahudi yerleşimciler yerleştirildi. Bir kısmı dini bir misyon olarak gören radikal Yahudilerken, diğerleri diasporadan İsrail’e göç ettirilen Yahudilerdi.

Özetle, İsrail’in kuruluşundan itibaren diaspora Yahudilerinin göç etmesine ihtiyaç duyulmuştur. 1948 yılına kadar İsrail’e göç eden Yahudiler, dünya Yahudilerinin yalnızca küçük bir kısmını oluşturuyordu. Çoğunluğu diasporada kalmayı tercih ediyordu. İsrail liderleri, hem Siyonist ideali gerçekleştirmek hem de hayallerindeki “Büyük İsrail”i oluşturmak için diaspora Yahudilerini İsrail’e çekmeyi hedeflediler. Ancak her yıl belirlenen göç hedeflerine ulaşmakta zorlandılar. 1951-1961 döneminde Ben Gurion’un belirlediği 4 milyonluk hedefe yalnızca 800 bin kişi ulaşabildi. Aynı dönemde göç edenlerin sayısı yıllık 30 bine kadar düştü. 1975-1976 yıllarında ise, İsrail’den göç edenlerin sayısı, İsrail’e göç edenlerden daha fazla oldu.

Jerusalem Post’un 7 Ekim 1978 tarihli sayısında, Meir Merhav, Yahudi halkının İsrail’e göç etme konusundaki isteksizliğini dile getirmiştir. Merhav, Siyonizm ve İsrail Devleti’nin tarihinde büyük bir göç yaşanmadığını, dindar veya Siyonist olan Yahudilerin her zaman küçük gruplar halinde geldiklerini belirtmiştir. Bu durum, birçok idealist Yahudi için gerçeklerin hayallerindekiyle uyuşmaması nedeniyle İsrail’i terk etmelerine yol açmıştır. Almanya’daki 300 bin Yahudi’nin en fazla 60 bini 1933-39 döneminde İsrail’e gelebilmiştir. Ancak bunların çoğu, İsrail’e gitme ihtimalini bile düşünmemiştir. Diğer Yahudi toplulukları için de benzer durum geçerlidir. En fazla baskıya uğrayan Rus Yahudilerinin %50-60’ı bile, İsrail dışında bir yere gitmeyi düşünmektedir. Bu gerçekler, Siyonist liderlerin hayal kırıklığına uğramasına neden olmuştur.

Diaspora Yahudilerini İsrail’e getirmek için, geçmişte uygulanan yöntemler tekrar devreye sokulmuştur. Yani, antisemitizm tehlikesi körüklenerek Yahudilerin göç etmeleri sağlanmaya çalışılmıştır. Siyonistler, Amerikan Yahudi Kongresi’nde, Leo Pfeffer’in sunduğu formüle göre, Yahudiliğin devamı için antisemitizmin gerekli olduğunu belirtmişlerdir. Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Nahum Goldman ise, Siyonizm’in antisemitizme olan ihtiyacını vurgulayarak, antisemitizmin gerilemesinin Yahudiliğin bekası için yeni bir tehlike oluşturabileceğini ifade etmiştir.

İsrail liderleri, diaspora Yahudilerine yönelik tehditler savurarak göç etmelerini teşvik etmeye çalışmışlardır. İlk İsrail Başbakanı David Ben Gurion, göreve geldiği andan itibaren göçü artırmak için çeşitli yollar denemiştir. 31 Ağustos 1949’da yaptığı bir konuşmada, Yahudi halkının büyük bir kısmının hala dışarıda olduğunu belirtmiş ve tüm Yahudilerin İsrail’de toplanması gerektiğini vurgulamıştır. 1960 yılında yapılan 25. Dünya Siyonist Kongresi’nde, Ben Gurion, İsrail’e göç etmekte direnen Yahudileri “Tanrısız Yahudiler” olarak tanımlamıştır.

İlerleyen yıllarda, Yahudi halkının her şekilde İsrail’e göç ettirilmesi gerektiğini düşünenler arasında Mose Dayan da yer almıştır. Dayan, 1968 yılında yaptığı bir konuşmada, her gün daha fazla Yahudi’yi buraya getirmeyi amaçladıklarını belirtmiştir. Ayrıca, 2 Mayıs 1948’de yapılan Amerikan Yahudi Konferansı’nda, Siyonist lider Haham Klausner, Yahudi halkını göçe zorlamak için baskı politikalarının sürdürülmesi gerektiğini savunmuştur. Klausner, Yahudi halkının Filistin’e gitmeye ikna edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

II. Dünya Savaşı sonrası, Nazi toplama kamplarından kurtulan Yahudiler, gidecek yerleri olmadığı için “Yersiz İnsanlar Kampları”nda kalmaya mecbur kalmışlardır. Bu kampların yönetiminde Siyonist liderler etkin olmuştur. Savaşın sona ermesinin ardından, Siyonist liderlerce cezalandırılan Avrupalı Yahudi halkının dramı devam etmiştir. Haham Klausner’in raporu, Siyonist örgüt Irgun aracılığıyla Yahudi halka karşı uygulanan çeşitli terör yöntemlerinin kaynağı olmuştur. Irgun, bu kamplardaki yönetimi kontrol altında tutmuş ve Yahudi halkını zorla göç ettirmek için baskı uygulamıştır.

Irgun’un uyguladığı terör, Siyonizm’in genelini temsil etmemekteydi. Haganah militanları da benzer yöntemler kullanmışlardır. Amerikalı yazar Stephen Green, Haganah’ın da Irgun gibi şiddet taktikleri uyguladığını belirtmiştir. Almanya-Amerikan Askeri İdaresi’nin raporları, bu kamplarda uygulanan terörist taktikleri tanımlamaktadır. 1948 yılında, Polonya’dan Berlin’e yerleşmek için gelen Yahudiler, Irgun’un zorla Yahudi toplama işlemlerinden kurtulmak için Amerika’ya göç etmişlerdir.

Bu kamplarda, Yahudi halkı üzerinde uygulanan baskı politikaları, Siyonist liderlerin hedeflerine ulaşmak için kullandıkları yöntemlerdir. Siyonist liderler, diaspora Yahudilerini zorla göç ettirmek için, Yahudi halkını rahatsız ve tedirgin etmek amacıyla çeşitli yöntemler geliştirmişlerdir. Bu baskı politikaları sonucunda, savaş sonrası yersiz kalan Yahudi topluluğu, zorla göç ettirilmiştir.

Yersiz İnsanlar Kampları’nda yaşayan Yahudi halkının karşılaştığı baskılar, Siyonist liderlerin göç politikalarının bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Siyonist liderler, bu kamplarda yaşayan Yahudilere karşı uyguladıkları baskılarla, onları göç etmeye zorlamışlardır. Bu baskı politikaları, zamanla propaganda ile desteklenmiş ve Yahudi halkı üzerinde yaratılan terör, Siyonist liderlerin hedeflerine ulaşmalarını sağlamıştır.

Etiyopyalı Yahudilerin yurtlarından sökülmesi de benzer bir süreçle gerçekleşmiştir. 1984 ve 1991 yıllarında gerçekleştirilen “Musa” ve “Solomon” operasyonları, Etiyopyalı Yahudilerin zorla İsrail’e göç ettirilmesi amacıyla düzenlenmiştir. Bu operasyonlar sırasında, Etiyopyalı Yahudilere karşı uygulanan baskılar, Siyonist liderlerin çıkarları doğrultusunda şekillenmiştir. Etiyopyalı Yahudilerin yaşadığı dram, İsrail’e getirildikten sonra da devam etmiştir.

Sonuç olarak, Holokost yalanı ve Yahudilerin zorla Filistin’e göç ettirilmesi, tarihsel ve siyasi bir tartışma konusudur. Bu süreçte yaşanan olaylar, Siyonist liderlerin hedeflerine ulaşmak için kullandıkları yöntemleri gözler önüne sermektedir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu