İsrail Seçimlerinde Türkiye’ye Yönelik Artan Tehdit Algısı

İsrail seçimleri öncesi Netanyahu’nun Türkiye’ye yönelik tehdit algısı ve Ebu Zuhur hava saldırısının etkileri inceleniyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu, koltuğunu korumak için her türlü çabayı gösteriyor. Suriye’nin Türkiye sınırına 70 kilometre mesafedeki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik gerçekleştirilen hava saldırısı, bu çabaların bir parçası olarak değerlendiriliyor.

27 Ekim’de yapılacak seçimler, İsrail tarihinin en kritik seçimlerinden biri olarak öne çıkıyor. Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırısının ardından Netanyahu hükümeti, varoluşsal bir tehdit algısıyla çok cepheli savaşlar başlattı. Ancak Netanyahu, seçim öncesinde verdiği vaatlerin çoğunu yerine getiremedi.

Gazze Şeridi büyük hasar görmesine rağmen, Hamas’ın bölgedeki etkisi devam ediyor. Lübnan’daki Hizbullah ise tam olarak kontrol altına alınabilmiş değil. İran’daki rejim de değişmediği gibi, savaş durumu giderek karmaşık bir hale gelmiş durumda. Bu gelişmeler, İsrail’in jeopolitik güvenliğini sorgulanır hale getiriyor.

Seçimlere yaklaşırken, Türkiye giderek düşman olarak gösterilmeye başlandı. Bu durum yalnızca Netanyahu ile sınırlı kalmıyor; diğer bazı siyasetçiler de benzer söylemlerde bulunuyor. Eski Başbakan Naftali Bennett, bir konferansta Katar ve Türkiye’nin Gazze’den çıkarılması gerektiğini savunarak, İran, Türkiye ve Katar’a karşı daha ılımlı ülkelerle ittifak kurma vaadinde bulundu. Bennett, daha önce yaptığı bir konuşmada Türkiye’yi ‘yeni İran’ olarak nitelendirerek dikkat çekmişti.

Son anketler, Netanyahu’nun liderliğindeki Likud partisinin, 19 yıl boyunca iktidarda kalmasına rağmen bu seçimde zorlandığını gösteriyor. Anketlerde eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un liderliğindeki ittifak önde görünüyor. Netanyahu’nun Likud’u ikinci sırada, Bennett’in ittifakı ise üçüncü sırada yer alıyor. Ancak, kimin iktidara geleceği, destek oranları ve koalisyon kurma yetenekleriyle belirlenecek.

Netanyahu, Hamas, Hizbullah ve İran gibi tehditlerin etkisinin azaldığı bir ortamda, Türkiye üzerinden bir tehdit algısı oluşturarak seçmenlerini bir araya getirmeye çalışıyor. Ebu Zuhur hava saldırısının ardından Netanyahu, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının İsrail’i tehdit etmesine izin vermeyeceklerini belirtti. Bu açıklamalara yanıt olarak Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, “Soykırımcı Netanyahu’nun istikrarsızlaştırıcı faaliyetleriyle mücadele etmeye devam edeceğiz” diyerek Türkiye’nin kararlılığını vurguladı.

Ebu Zuhur, İdlib, Hamas ve Halep’in kesişim noktasında yer alıyor ve iç savaşta büyük hasar görmüş durumda. Suriyeli yetkililer, üssün onarımının sürdüğünü belirtse de saldırı sırasında bölgede Türk askeri varlığının bulunmadığı ifade ediliyor. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, saldırı öncesinde veya sonrasında üste herhangi bir Türk askeri heyetinin bulunmadığını açıkladı. Bakanlık, saldırıyı Suriye’nin güvenliğine yönelik bir eylem olarak nitelendirerek, askeri kapasite inşası faaliyetlerine destek vermeye devam edeceklerini belirtti.

İsrail, Suriye iç savaşından en çok etkilenen ülkelerden biri olan Türkiye’nin, Şam’ın toprak bütünlüğü ve egemenliği için destek veren ülkeler arasında yer aldığını biliyor. Türkiye’nin Şam havalimanına Hava Trafik Kontrol Radar Sistemi kurması, İsrail’de tartışmalara yol açmıştı. Ebu Zuhur saldırısının ardından ABD’nin Türkiye, Suriye ve Irak Büyükelçisi Tom Barrack, Suriye ile İsrail arasında gerilimi azaltıcı iletişim hatlarının kurulması için görüşmeler yapıldığını, Türkiye’nin de bu süreçte yer alabileceğini ifade etti. Barrack, Şam’daki radarın sivil havacılık için gerekli olduğunu ve İsrail için bir tehlike oluşturmadığını belirtti.

İsrail, Suriye’de güçlenen bir devlet yapısının, gelecekteki olası askeri operasyonlarını tehlikeye atacak hava savunma sistemlerine sahip olmasını istemiyor. HTŞ kökenli Ahmed Şara yönetimini ve kadrolarını tehdit olarak görüyor. Türkiye-Suriye-Irak yakınlaşmasını, Ankara, Riyad ve İslamabad ittifakını kendisine yönelik bir tehdit olarak algılıyor. Öte yandan, Türkiye karşıtı söylemin seçim propagandasından devlet politikasına dönüşme ihtimali, bazı makul siyasetçilerin itirazlarına rağmen milliyetçi çevrelerde destek buluyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu