Libya’daki Yeni Amerikan Planı: Elitlerin İktidarı Güçleniyor
ABD’nin desteklediği yeni plan, Libya’daki elitlerin iktidarını pekiştirirken, ekonomik ve siyasi birleşmeyi zorlaştırıyor.
Libya’da, ABD’nin desteğiyle oluşturulan yeni yol haritası, ülkenin ekonomik ve siyasi birliğini sağlama amacını taşıyor. Ancak bu sürecin yalnızca iki güçlü siyasi aile arasında şekillenmesi, anlaşmanın geçerliliği konusunda ciddi tartışmalara yol açıyor.
18 Haziran 2026’da Libya’nın üç ana siyasi kurumu, 17 Şubat 2027’den önce devlet başkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasını öngören bir güç paylaşımı anlaşması imzaladı. Bu, son on beş yıl içinde taraflar arasında sağlanan ilk kapsamlı siyasi uzlaşı olarak dikkat çekiyor.
Anlaşmanın temelini, Nisan 2026’da ABD’nin arabuluculuğuyla kabul edilen 30 milyar dolarlık birleşik devlet bütçesi oluşturuyor. On yılı aşkın bir süredir ilk kez hazırlanan bu ortak bütçe, Libya’nın ekonomik olarak birlikte yönetilebileceğini göstermeyi amaçlıyor.
Washington, bu gelişmeyi önemli bir ilerleme olarak değerlendiriyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, planın “tüm tarafların, bölgelerin ve şehirlerin dengeli biçimde temsil edilmesini sağlayacak kapsayıcı bir yapı” üzerine kurulduğunu ifade etti. Ancak sahadaki Libyalılar bu konuda aynı iyimserliği taşımıyor.
İnsan kaynakları ve kurumsal gelişim uzmanı Dr. Avad Mebruk, Libya’nın yeniden birleşmesinin en güçlü gerekçesinin ekonomik olduğunu belirtiyor. Afrika’nın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip olan Libya, yıllardır süren siyasi bölünmüşlük nedeniyle büyük ekonomik kayıplar yaşadı. Mebruk, Ulusal Petrol Kurumu’nun siyasi müdahalelerden arındırılarak tek çatı altında toplanmasının, günlük petrol üretimini 1,5 milyon varilin üzerine çıkarabileceğini ve devlet gelirlerinde yüzde 20 ila 30 arasında artış sağlayabileceğini vurguluyor.
Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti’ne (GNU) yakın siyasi analist Abdullah İzzeddin de benzer bir görüşte. İki hükümetin birleşmesinin, paralel harcamaları sona erdireceğini ve denetim mekanizmalarını yeniden işler hale getireceğini savunuyor. Ona göre Libya’nın temel sorunu, yürütme organının bölünmüşlüğüydü ve gerçek anlamda birleşme, başarılı bir devletin ilk adımı olacaktır.
Siyasi analist Muhammed el Fituri ise durumu egemenlik açısından değerlendiriyor. Libya’daki her şehrin adeta kendi devletini yönettiğini belirten Fituri, kalıcı bir anayasal çerçeve oluşturulmadan yapılacak seçimlerin yeni bir geçiş döneminden başka bir sonuç vermeyeceğini savunuyor.
Ancak anlaşmanın kendisi, ciddi tartışmaları da beraberinde getiriyor. Eylül 2025’te Roma’da gerçekleştirilen gizli bir toplantıda şekillenen plana göre, Halife Hafter’in oğlu Saddam Hafter, yeni Başkanlık Konseyi’nin başına getirilirken, birleşik hükümet Abdülhamid Dibeybe tarafından yönetilecek. Eleştirmenler, bu modelin Libya’nın kurumsal sorunlarını çözmek yerine mevcut güç odakları arasında yeni bir paylaşım oluşturduğunu düşünüyor.
Libyalı analist Abdusselam er Racihi, girişimin bir siyasi inisiyatiften çok belirli aktörler arasında yapılmış bir pazarlık olduğunu savunuyor. Ayrıca, Roma’daki görüşmelerde Libya vatandaşlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve diğer grupların temsil edilmemesi de eleştirilerin merkezinde yer alıyor.
Doğu Libya’nın Merc kentinden sivil toplum aktivisti ve seçim farkındalığı elçisi Safa Bahaeddin, ülkenin bölünmüşlüğünün kadınları doğrudan etkileyen yapısal sorunlar doğurduğunu belirtiyor. Kadın polislerin yetkilerinin farklı bölgelerde tanınmadığını, eğitim ve sağlık sektöründeki kadın çalışanların görev değişikliği yapamadığını ifade ediyor. Bahaeddin, tek bir İçişleri Bakanlığı’nın kurulmasının kadın polislerin ortak eğitim almasını ve kadınların ekonomik güçlenmesine yönelik politikaların uygulanmasını sağlayabileceğini vurguluyor.
BM destekli Uzlaşı ve İnsan Hakları Yapılandırılmış Diyalog sürecinin üyesi Hanin Buşuşe, girişimin başarısının elitler arasındaki siyasi pazarlıklarla değil, sıradan Libyalıların yaşamında oluşturacağı değişimle ölçülmesi gerektiğini belirtiyor. Yıllardır süren bölünmüşlüğün kamu hizmetlerini çökerttiğini ve devlet kurumlarına güveni zayıflattığını ifade eden Buşuşe, birleşmenin ancak meşruiyet, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri üzerine kurulmuş kapsamlı bir sürecin parçası olması halinde anlamlı olacağını vurguluyor.
Washington’un Libya’ya yönelik ilgisinin arkasındaki temel unsurun petrol olduğu yönündeki değerlendirmeler de dikkat çekiyor. Trump yönetiminin hedeflerinden biri olarak görülen günlük petrol üretiminin 2030 yılına kadar 3 milyon varile çıkarılması, Amerikan enerji şirketleri için büyük önem taşıyor.
18 Haziran’da imzalanan anlaşma, Libya’nın son yıllarda siyasi birlik yönünde attığı en somut adımlardan biri olarak değerlendiriliyor. Ancak bu sürecin kalıcı olup olmayacağı, yalnızca Hafter ve Dibeybe aileleri arasında yapılan bir güç paylaşımından öteye geçip geçmeyeceğine bağlı olacak. Libya deneyimi, elitler arasında yapılan anlaşmaların kalıcı istikrar sağlamada yetersiz kaldığını göstermekte. Bu nedenle, aileler arasında yapılan bir anlaşmanın, Libya halkı adına yapılmış bir anlaşma anlamına gelmediği vurgulanıyor.
Kaynak: Mepa News




