Trump Acele Ederken Netanyahu Süre Kazanıyor

Trump’ın aceleci tavrı ile Netanyahu’nun stratejisi arasındaki gerilim, bölgedeki dinamikleri etkiliyor.

Nihal Bengisu Karaca / Habertürk

Trump, savaşın sona ermesi konusunda acele ederken, Netanyahu’nun zaman kazanma stratejisi, bölgedeki gelişmeleri şekillendiriyor. Islamabad’da gerçekleştirilen müzakerelerde, Vance’in elinde bir anlaşma olmadan geri dönmesi, İran’ın masada dört müzakere edilemez koşulunu koruduğunu gösterdi: Hürmüz Boğazı üzerinde tam egemenlik, savaş tazminatı, dondurulmuş varlıkların koşulsuz iadesi ve bölgedeki kalıcı ateşkes.

ABD’nin öncelikli talebi ise nükleer silahların olmamasıydı. Vance, “Bunu henüz görmedik” diyerek umudunu dile getirdi. Ancak, dünyanın en güçlü devletinin Dışişleri Bakanlığı yerine Başkan Yardımcısı’nın müzakerelere katılması ve bu kişinin savaşın sona erdiğini belirten bir liderin temsilcisi olması, durumun ciddiyetini ortaya koyuyor.

8 Nisan’da ateşkes ilan edildiğinde, Pakistan Başbakanı Şerif, bunun Lübnan dahil her cephede geçerli olduğunu söyledi. Ancak Netanyahu, bu durumu reddetti ve Trump ile Vance, bu durumu onaylamak zorunda kaldı. İsrail, ateşkesin ardından Lübnan’a en ağır bombardımanını düzenledi ve bu süreçte iki yüz elli sivilin hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, bu haftaki toplam ölü sayısını iki binin üzerine çıkardı.

İran ise müzakerelere siyah giysilerle katıldı ve savaşta hayatını kaybedenler için yas tutuyordu. Çantalarında, hayatını kaybeden öğrencilerin ayakkabıları vardı. Bu, tarihin en sembolik mesajlarından biriydi. İran, “Biz burada olduğumuzu hatırlatmak için değil, orada neler olduğunu hatırlatmak için geldik” dedi. Netanyahu, bu süreçte Twitter’da aktifti ve müzakereleri sabote etmek için daha iyi bir an bulamazdı. Koalisyonu savaş ortamında bir arada tutmaya çalışırken, yolsuzluk davaları da askıda kalmıştı. İsrail toplumu, savaşın getirdiği yorgunlukla boğuşuyor; rezervistlerin iş yerleri kapanıyor, orta sınıf vergi artışlarıyla mücadele ediyor ve GSYİH, savaş öncesi seviyesine ulaşamıyor. Ancak Ben-Gvir ve Smotrich, Lübnan’daki operasyonları durdurmaya izin vermiyor.

Bu asimetri, bölgedeki dinamikleri belirliyor. Peki, bu savaşta ABD ne kazandı? Sorunun kendisi bile bir cevap niteliği taşıyor. Zenginleştirilmiş uranyum almak için gönderilen uçaklar düşürüldü, üç yüz milyon dolar İran dağlarında kayboldu. Rejim değişikliği gerçekleşmedi, Hamaney öldürüldü ama oğlu Mojtaba kısa sürede yeni lider ilan edildi. IRGC hâlâ aktif, Hürmüz’de hâlâ mayın döşüyor. İran sokakları sessizliğini korurken, muhalefet de ayaklanmadı. Yabancı bombaların altında milliyetçilik, rejimi güçlendiriyor.

ABD, Körfez müttefiklerini koruyamıyor. BAE, 537 balistik füze ve iki binden fazla dronla vuruldu. Bahreyn’in hava savunma sisteminin yüzde seksen yedisi tükendi. Katar’ın LNG tesisleri hasar gördü ve Kuveyt’teki elektrik santralleri hedef alındı. ABD’nin yıllardır güvenlik şemsiyesi altında tuttuğu bu ülkeler, artık koruma altında değil. Trump, Paskalya sabahı Truth Social’da, “Open the Fuckin’ Strait, you crazy bastards” diye yazdı. Bu, bir süper gücün dış politikasının iflasını gösteriyor.

NATO, hava sahasını kapattı ve üslerini vermedi. Almanya, “Bu bizim savaşımız değil” derken, İngiltere yalnızca savunma amaçlı operasyonlara izin verdi. Fransa, İspanya ve İtalya ise sessiz kaldı. Bu durum, NATO tarihinde görülmemiş bir kırılma yaşandığını gösteriyor. Soft power, yıllar içinde inşa edilmişti; kurumlar, ittifaklar, uluslararası hukuk söylemi, insani yardımlar ve kültürel nüfuz, güvenilirlik birikimi oluşturmuştu. Ancak bu birikim hızla eriyor.

Hürmüz Boğazı’ndan geçmek için artık yuan gerekiyor. IEA, bunu “1970’lerden bu yana en büyük enerji arzı kesintisi” olarak tanımladı. Petrodolar sisteminin can damarı olan İran gümrüğünde bekliyor. Trump’ın bu durumdan rahatsız olup olmadığı ise ayrı bir soru. Cevap ise muhtemelen hayır. Çünkü Trump’ın bölgeye dair başka bir hesabı var ve bu hesap, Orta Doğu’yu merkez almıyor. Kasım 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde ilan edilen Donroe Doktrini, Batı Yarımküresi’nin ABD’nin birincil ilgi alanı olduğunu vurguluyor. Venezuela işgal edildi, Maduro yakalandı. Grönland gündemde, Kanada sıkıştırılıyor ve Panama Kanalı müzakere masasında. Asıl sahne orası. Bu çerçevede Orta Doğu, bir parantez olarak görülüyor. Açıldı, kapatılması gerekiyor. Nasıl kapatıldığı önemli değil, yeter ki kapatılsın.

Netanyahu, müzakereleri sabote ederek, tam da Pakistan’ın en kritik diplomatik sürecini yönettiği saatlerde Twitter’da Erdoğan’a saldırıyor ve “Kampanya bitmedi, yapacaklarımız var” diyor. Trump’ın acelesi var, Netanyahu’nun ise yok. Bu asimetri, şu an bölgenin kaderini belirliyor. Islamabad’dan anlaşmasız çıkıldı, Lübnan yanıyor, Hürmüz fiilen kapalı. Barış henüz gelmedi, sadece bir ara verildi. Her ara, savaşı sürdürmek isteyenlerin lehine geçen zamandır. Şu an en çok kazanan kim? Netanyahu.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu