Emru’n-Beyne’l-Emreyn Metodu Üzerine Derinlemesine İnceleme

Emru’n-Beyne’l-Emreyn Metodu, ilahi adalet ve insan iradesi üzerine derin bir bakış sunuyor.

Yapılan analizler, ihtiyar ve irade kavramlarının tefsiri için tefviz ve kesb teorilerinin kabul edilemeyeceğini göstermektedir. Tefviz teorisi, yaratılışta tevhidi, kudretin genişliğini ve mutlak ilahi malikiyeti (tevhid-i efali) çelişkili bir şekilde ele alırken, kesb teorisi de cebirden farklı bir yaklaşım sunmamaktadır. Bu durum, ilahi adalet ve teklif gibi kavramlarla da örtüşmemektedir.

Emru’n-Beyne’l-Emreyn’in Tarihi Seyri

Bu teori, Hz. Ali (a.s) tarafından ilk kez dile getirilmiştir. Rivayetlere göre, Hz. Ali bir gün insan ruhunun derinliklerinden bahsederken, bir kişi ondan kader hakkında konuşmasını istemiştir. Hz. Ali, bu konunun karmaşık olduğunu belirterek, o anda bu meseleye girmeyi uygun bulmamıştır. Ancak kişi ısrar edince Hz. Ali, “Ne cebir, ne de tefviz; emrun beyn’el emreyn” demiştir.

İmam Hasan, İmam Hüseyin ve İmam Zeyn’ul Abidin (a.s) dönemlerinde Emevi yönetimi altında halkın vahiy hanedanıyla bağlantısı kesilmişti. Dini hükümler ve inanç meselelerinde bile onlara danışmak mümkün olmuyordu. Bu nedenle, “Emrun beyn’el emreyn” hakkında çok az rivayet kalmıştır. İmam Bakır ve İmam Sadık (a.s) dönemlerinde ise bu baskıcı atmosferin bir nebze olsun dağılmasıyla halk, dini konularda Ehl-i Beyt’e yönelmeye başlamıştır. Bu süreçte, dinî bilgi ve anlayışın yayılması adına birçok hadis aktarılmış ve cebir ile tefvizin yanlış olduğu, doğru yolun “Emru’n-Beyne’l-Emreyn” olduğu vurgulanmıştır.

İlahi Lütuftan Bir Cilve

Bir kişi İmam Sadık’a (a.s) Allah’ın kullarını günah işlemeye zorlayıp zorlamadığını sordu. İmam, “Hayır!” yanıtını verdi. Ardından kişi, “O halde gerçek nedir?” diye sorunca, İmam (a.s) “Bunun arasında rabbinden bir lütuf vardır” şeklinde cevapladı.

Lütuf kelimesi, zarafet ve incelik anlamına gelmektedir. Bu, görünmeyen ve hassas bir durumu ifade eder. İlahi lütuf, Allah’ın güzellik sıfatlarından biridir. Bu bağlamda, Allah’ın fiilleri ve hikmetleri, cebir ve tefviz dışında üçüncü bir yolu temsil etmektedir.

İmam Sadık (a.s), cebir ve kader konusunu soran birine, “Ne kader, ne de cebir; ikisi arasında bir makam var. Bu hakikati yalnızca âlimler bilir” demiştir.

Sağlam ve Aydınlatıcı İlke

İmam Rıza (a.s) huzurunda cebir ve tefviz konusunun tartışılması üzerine, İmam (a.s) “Bu konuda muhaliflerinize üstün geleceğiniz bir ilkeyi size öğreteyim mi?” demiştir. Katılımcılar bu ilkeyi öğrenmek istediklerini belirtince, İmam (a.s) şu ifadeleri kullanmıştır:

1. Allah’a zorla itaat edilmez, kullar başıboş bırakılmamıştır.

2. Allah, onların malik olduğu her şeyin gerçek sahibidir.

Bu iki cümle, “Emru’n-Beyne’l-Emreyn” hakikatini ortaya koymaktadır. İnsan, kendi fiilinin maliki ve kudretine sahiptir; aynı zamanda bu fiil, Allah’ın mülkü ve takdiridir. Bu iki durum arasında bir çatışma yoktur.

3. Eğer kullar Allah’a itaat ederse, Allah onlara engel olmaz. Günah işlemek isterlerse, Allah dilerse müdahale eder; ancak engel koymadığında, bu durumda kullar günahlarıyla baş başa kalır.

İmam Hadi (a.s) ve Emru’n-Beyne’l-Emreyn’in Tefsiri

İmam Hadi (a.s), cebir, tefviz ve emrun beyn’el emreyn hakkında bir risale kaleme almıştır. Bu risale, İmam’ın Ahvaz halkının mektubuna verdiği cevaptır. Risale, bir önsöz ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden biri emrun beyn’el emreyn ile ilgilidir ve İmam Sadık’ın (a.s) “Ne cebir, ne tefviz; aksine hakikat emrun beyn’el emreyn’dir” hadisi üzerine inşa edilmiştir.

İmam Hadi (a.s), bu risalede imtihan ve ilahi teklifin önemini vurgulayarak cebir ve tefviz görüşlerinin yanlışlığını ortaya koymuştur. Bir örnekle bu durumu açıklamıştır: Bir efendi, kölesini imtihan etmek için ona bir miktar mal verir. Bu malın nasıl kullanılacağına dair talimatlar verir ve kölesine bu malın geçici bir mülkiyet olduğunu hatırlatır. Eğer köle bu malı doğru kullanırsa, ahirette ödüllendirilecektir; aksi takdirde ceza görecektir. Bu örnek, Allah’ın kulları üzerindeki iradesini ve imtihan felsefesini açıklamaktadır.

İmam Humeyni’ye Göre Emru’n-Beyne’l-Emreyn’in Akli Tefsiri

İmam Humeyni (r.a), tefviz ve cebir teorilerinin geçersiz olduğunu belirterek, emrun beyn’el emreyn teorisinin doğruluğunu savunmuştur. Bu teori, imkânı varlıkların doğrudan değil, dolaylı olarak fiil ve eserlerin kaynağı olduğunu ifade eder. Varlık âleminde yalnızca Allah bağımsız bir failken, diğer varlıklar O’na bağlıdır. Bu anlayış, “emrun beyn’el emreyn” teorisinin özünü oluşturur.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu