PISA sonuçları eğitim kalitesini tek başına gösterir mi?
PISA sonuçları Türkiye’nin üç alanda yükseldiğini gösteriyor. Ancak eğitim kalitesini değerlendirmek için fırsat eşitliği ve öğretmen niteliği de incelenmeli.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından her üç yılda bir gerçekleştirilen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA), 15 yaş grubundaki öğrencilerin matematik, fen bilimleri ve okuma becerilerini karşılaştırmalı olarak ölçüyor. Programın amacı, ülkelerin eğitim performansını ortak kriterler üzerinden değerlendirmek ve başarıyı etkileyen koşullara ilişkin veri sağlamak.
Son açıklanan değerlendirmeye ilişkin konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Türkiye’nin matematik, fen bilimleri ve okuma becerilerinin üçünde de puanını artıran tek OECD üyesi ülke olduğunu bildirdi. Bu sonuç, Türkiye açısından olumlu bir gelişmeye işaret etse de eğitim sisteminin genel durumuna ilişkin tek başına kesin bir hüküm vermiyor.
PISA, akademik beceriler konusunda önemli bir gösterge niteliğinde. Bununla birlikte, bir ülkenin eğitim kalitesini yalnızca bu sınavdaki puanlarla değerlendirmek yanıltıcı olabilir. Çünkü araştırma, eğitimin tüm kademelerini veya öğrencilerin sahip olması beklenen bütün becerileri kapsamıyor.
PISA verileri nasıl değerlendirilmeli?
Program yalnızca 15 yaşındaki öğrencileri inceliyor. Bu nedenle okul öncesi, ilkokul, lise son sınıf ve yükseköğretimdeki eğitim kalitesi hakkında doğrudan bir sonuç ortaya koymuyor. Ayrıca testler ağırlıklı olarak matematik, fen ve okuma becerilerine odaklanıyor; sanat, spor, yabancı dil, yaratıcılık, etik değerler ve duygusal gelişim gibi alanları kapsamlı biçimde ölçmüyor.
PISA’nın ezberden çok bilgiyi kullanma ve akıl yürütme becerilerini değerlendirmesi önemli bir avantaj olarak görülüyor. Ancak sınavdaki başarının öğrencilerin bu becerileri günlük yaşamda ve çalışma hayatında ne ölçüde kullanabildiğini bütünüyle gösterdiğini söylemek mümkün değil.
Ülke ortalamaları da dikkatle ele alınmalı. Genel puanın yükselmesi, başarılı okullarla düşük performans gösteren okullar arasındaki farkın azaldığı anlamına gelmeyebilir. Büyük kentlerdeki nitelikli okulların sonuçları, kırsal bölgelerde veya sosyoekonomik açıdan dezavantajlı çevrelerde yaşayan öğrencilerin karşılaştığı sorunları görünmez kılabilir.
Benzer şekilde, müfredatın sınav formatına göre şekillendirilmesi puanlarda artış sağlayabilir. Böyle bir yükseliş, öğrencilerin kapsamlı ve nitelikli bir eğitim aldığı kadar PISA tarzı sorulara daha iyi hazırlandığını da gösterebilir. Bu nedenle sonuçlar, diğer eğitim göstergeleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
PISA sonuçları, Türkiye’nin doğru yönde ilerlediğine dair umut verici bir işaret sunuyor. Ancak kalıcı eğitim başarısı için öğretmenlerin niteliği, okullar arasındaki imkân farkları, bölgesel eşitsizlikler, eğitim ile istihdam arasındaki uyum ve öğrencilerin okul deneyimi gibi unsurların da dikkate alınması gerekiyor.
OECD ve PISA’nın kapsamı
PISA’ya OECD üyesi ülkelerin yanı sıra farklı partner ekonomiler de katılıyor. 2022 değerlendirmesi, 37 OECD üyesinin de aralarında bulunduğu 81 ülke ve ekonominin verilerini içeriyordu. 2018’de üç alanda da ilk sırada yer alan Çin anakarası ise pandemi nedeniyle 2022 sınav dönemine katılmadı.
OECD, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu kurucu üyelerle 1961 yılında faaliyetlerine başladı. Örgüt, II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’nın yeniden kalkınmasına katkı sağlamak amacıyla oluşturulan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün devamı niteliğinde kuruldu. 14 Aralık 1960’ta imzalanan Paris Sözleşmesi’nin ardından çalışmalarına başlayan OECD, zamanla Avrupa dışındaki ülkeleri de kapsayan daha geniş bir yapıya dönüştü.
Örgüt; ekonomik büyüme, sosyal refah, bireysel özgürlükler ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında ülkeler arasında deneyim paylaşımını teşvik ediyor. OECD aynı zamanda üye olmayan ülkelere de politika önerileri ve çeşitli destek mekanizmaları sunarak ekonomik ve sosyal gelişimi güçlendirmeyi amaçlıyor.




