Fikrin Müridi Olmak: Gerçek Bağlılık ve Anlayış
Fikrin müridi olmak, düşünceye derin bir bağlılık ve anlayış gerektirir. Bu yolda ego ve kişisel menfaatler bir kenara bırakılmalıdır.
Fikrin Müridi Olmak: Gerçek Bağlılık ve Anlayış
Fikrin müridi olma durumu, bir şahsa bağlılık ile bir düşünceye bağlılık arasındaki derin farkı ortaya koyar. Şeyhinin müridi olan kişi, bağlılığını bir bireye yöneltirken, fikrin müridi olan kişi, bu bireyi aşarak bir hakikate yönelir. Bu durumda, birincisi kör bir bağlılık tehlikesi taşırken, ikincisi aydınlık bir inanç ve anlayış sergiler.
Fikrin müridi olmak, yalnızca bir düşünceyi kabul etmekle kalmayıp, onu bir ruh mimarisi haline getirmeyi de ifade eder. Şahsın müridi, rehberinin gölgesinde kalırken; fikrin müridi, o fikrin ışığında yanmayı göze alandır. Fikrin müridi, zihnini bir “pazar yeri” olmaktan çıkararak, onu bir “ibadethane”ya dönüştürür. Her gelen bilgiye ya da popüler kültürün etkilerine kapılmaz; zihninde bir eşik bekçisi vardır: Fikir terazisi. Eğer bir kavram bu terazide ağır gelmiyorsa, en gösterişli ambalajda sunulsa bile, mürid için bir anlam ifade etmez.
Fikrin müridliğinde en büyük tehlike dışarıda değil, içeridedir. Kişinin önyargıları, konfor arayışı ve “ben böyle düşünüyorum” kibri, fikrin önündeki en büyük engellerdir. Fikrin müridi, hakikat karşısında kendi egosunu feda edebilen kişidir. O, “benim fikrim” demek yerine, “hakikat budur ve ben onun hizmetindeyim” der.
Fikrin müridi olmak, zihnini bir “pazar yeri” karmaşasından kurtarıp, onu bir “mihrap” olarak inşa etmektir. Etrafında, fikir diye sunulan yaldızlı ambalajlar, entelektüel züppelikler ve “aydın” geçinen karanlık ruhlar dolaşırken; fikrin müridi, kutup yıldızı gibi sabit kalabilen kişidir. O, rüzgâra göre eğilen bir baş değil, fırtınaya karşı hakikati haykıran bir göğüstür.
Fikir, müridinden tam bir teslimiyet bekler. Yarım bir bağlılık, fikre ihanet anlamına gelir. Eğer senin davan, pabuçlarının tozuna kadar inmemişse; eğer o fikir, uykularını bölüp, şah damarında bir nabız gibi atmıyorsa, henüz fikrin eşiğine bile varmamışsındır. Fikrin müridi, şahsi çıkarlarını davasının mezarında eriten, “ben”i öldürüp “O”nu dirilten kahramandır.
Çünkü biz biliyoruz ki; şahıslar birer fani gölge, fikirler ise ebediyetin yeryüzündeki yansımalarıdır. Biz o ışığın peşindeyiz! Varsın yollar dikenli, varsın kalabalıklar sağır olsun; biz, bir zerresine cihanı feda edeceğimiz o büyük hakikatin müridiyiz.
Biz, şahısların değil, şahısları da eriten ve onlara değer veren büyük fikrin müritleriyiz. Fikir, bizim için bir eğlence veya geçim aracı değildir; o, hayatın ta kendisi, eşyaların ve hadiselerin tek açıklama şeklidir.
Fikrin müridi olmak, her durumu o fikrin süzgecinden geçirmek, her hükmü o fikrin terazisinde tartmak demektir. Bu yolda ne şahsi dostluklar, ne de geçici menfaatler söz konusudur. Hakikat neredeyse, fikir de oradadır ve biz, o fikrin emrindeyiz.
Zira fikir, müridinden sadece bir “kabul” değil, bütünsel bir “oluş” bekler!
Dünyada en zor iş, bir fikrin müridi olmaktır. Çünkü bu, nefsin aradan çıkarılmasını, gururun ayaklar altına alınmasını ve hakikatin önünde boyun eğmeyi gerektirir. Bizim yolumuz, bu çetin ama aydınlık yoldur. Eğer benimsediğin fikir, iliklerine kadar sızmıyorsa; sabah uyandığında seni yerinden fırlatmıyor, gece yastığa başını koyduğunda içini kemirmiyorsa, henüz o davanın yüzeyinde kalıyorsun demektir. Fikrin müridi, şahsi çıkarlarını davasının mezarında eriten, kendi varlığını hakikatin mutlak varlığı içinde yok sayan kişidir.
Fikrin müridi olmak, teslimiyetini fani şahısların değişken doğasına değil, o şahısları anlamlandıran, eriten ve donduran mutlak hakikate bağlamaktır. Şahıslar birer aynadır; o aynada parlayan nur ise fikrin kendisidir. Aynaya takılıp kalan, nurun kaynağını asla göremez. İşte biz, aynanın camına değil, ondaki aksin aslına, yani o büyük fikrin emrine râm olmuşuzdur.
Bu yolda müridlik, bir akıl tatili değil, aydınlık bir inanç ve anlayış seferidir. Körü körüne bağlılık, ruhu zindana dönüştürme tehlikesi taşırken; fikrin müridliği, her durumu o fikrin süzgecinden geçirmeyi, her hükmü o fikrin terazisinde tartmayı gerektirir. Bizim için fikir, kış gecelerinde içimizi ısıtan bir fantezi veya geçim aracı değildir; o, hayatın ta kendisi, eşyaların ve hadiselerin tek açıklama şeklidir.
Dünyada en zor iş, bir fikrin müridi olmaktır. Çünkü bu yol, kişinin kendi nefsini aradan çıkarmasını, gururunu ayaklar altına almasını ve hakikatin önünde her türlü şahsi menfaati terk ederek boyun eğmesini şart koşar. Biz, dokuz köyden kovulmuş bir isyan kolu olarak, asırlık bir akıntıya karşı kürek çekenlerin, o mukaddes hayat akışını yeniden canlandırmak isteyenlerin safındayız.
Fikrin müridi, şahsi dostlukların veya geçici dünyevi çıkarların değil, “Hakikat neredeyse ben de oradayım” diyen dürüstlüğün temsilcisidir. Bu yol çetindir, evet; ama nurludur. Şahısların fani gölgesinden kurtulup, fikir güneşinin altında yanmayı göze alanlar, gerçek hürriyete ancak bu teslimiyetle ulaşacaklardır.
Bugün toplum, fikirsizliğin ve sahte parıltıların pençesinde can çekişiyor. Etrafta “benim fikrim” diye dolaşanlar, başkalarının sözlerinden derledikleri kırıntıları toplayan entelektüel dilencilerdir. Oysa biz, kökü göklerde olan o ulu çınarın gölgesinde, rüzgâra göre eğilmeyi değil, fırtınaya karşı elif gibi dimdik durmayı müridlik bildik.
Bizim yolumuzda “belki”lere yer yoktur! Hakikat, yarım kabulü reddeder. Ya tam teslimiyet, ya tam reddediş! Fikrin müridi olmak, her durumu o fikrin süzgecinden geçirirken, en yakın dostunu hatta öz nefsini bile o terazide tartabilmektir. Bu, bir nevi “ölmeden evvel ölmek” sırrına ermek, fani şahısların cazibesinden sıyrılıp, bâki olanın emrine girmektir.
Bizim yolumuz budur: Şahsa değil, şahısta tecelli eden ebedî fikre bende olmak!
Hasan Karademir
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube




