Dijital Çağda Bilgiye Doymuş İnsan ve Gerçekten Uzaklaşma
Dijital çağda bilgiye boğulan bireyler, gerçeklikten uzaklaşıyor. Okumamak, zihinsel esareti beraberinde getiriyor.
Hüseyin Demir / Yeni Akit
Dijital Çağda Zihnin Kaybı: Okumayan Toplumun Yönetimi
Günümüz, sabahları telefon ekranına bakarak uyanıp, gün boyunca dijital içeriklerin arasında kaybolan ve gece yine ekranların ışığında uykuya dalan bireylerle dolu. Her türlü bilgiye ulaşmak mümkün; ancak derinlikten yoksun bir yaşam sürülüyor. Bu durum, çağımızın en büyük sorunlarından birini oluşturuyor. Artık mesele yalnızca bilgi eksikliği değil; doğruyu kavrayamamak haline gelmiştir.
Yaşanan bu kriz, aslında yeni bir olgu değil. Vahiy ile insanlığa sunulan tehlikelerin modern bir yansımasıdır. İlk emir olan “Oku!” bugün, bireylerin okumaktan uzaklaşmasıyla kendini göstermektedir. Bu uzaklık, sadece kitaplardan değil, aynı zamanda hakikatten de bir kopuşu ifade etmektedir.
Kur’ân, bilen ile bilmeyenin eşit olamayacağını açıkça belirtir. Bu durum, yalnızca bilgi edinme meselesi değil; aynı zamanda varoluşsal bir meseledir. Bilgi, insanın yönünü belirlerken, yönsüz kalan bireyler sürüklenmeye mahkumdur.
Modern insan, kendi tercihlerinin sonucu olarak yaşadığını düşünse de, karşısına çıkan içerikler ve fikirler çoğu zaman başkaları tarafından şekillendirilmektedir. Bu durum, klasik kölelikten daha derin bir bağımlılık yaratmakta ve zihinsel esareti beraberinde getirmektedir. Bu esaretin en tehlikeli yanı ise bireylerin bunu fark etmemesidir.
İslam düşüncesinde ilim, yalnızca bilgi edinmek değil; insanı dönüştüren bir süreçtir. Bilgi, kalbe inerek ahlakla birleşmeli ve hayata yön vermelidir. İlmin, insanı karanlıktan aydınlığa çıkaran bir nur olduğu vurgulanmaktadır. Okuma eylemi, sadece öğrenmek değil, aynı zamanda kendini tanımak anlamına gelir. Eğer bilgi insanı dönüştürmüyorsa, bu bilgi yükten başka bir şey değildir. Gerçek ilim, bireyin iç dünyasında bir diriliş başlatır.
Bugün yaşanan kriz, bireylerin bilgiye ulaşmasına rağmen dönüşüm geçirememesinden kaynaklanmaktadır. Tarih, ilmin yükselmesiyle toplumların da yükselebileceğini, ilmin zayıflamasıyla ise toplumların çözülmeye başladığını göstermektedir. Toplumların ilim üretimi ile medeniyet seviyeleri arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Bu bağ koptuğunda, düşünce zayıflar, sorgulama kaybolur ve taklit başlar. Taklit eden bir toplum ise üretken olamaz; yalnızca tüketir. Üretemeyen toplumlar, zamanla başkalarının kurduğu düzenin bir parçası haline gelir.
Modern çağın en büyük tuzağı, bilgiye ulaşmanın kolaylaşmasıyla birlikte bilgi içinde kaybolmaktır. Sosyal medya, diziler ve hızlı tüketim kültürü, bireylere düşünmemeleri gerektiği mesajını vermektedir. Bu durum, zamanla alışkanlık haline gelir ve bireyler uzun okumalar yapamaz, derin düşünemez ve sabır gösteremez hale gelir. Sonuç olarak, yüzeysel bilgiyle yetinen bir zihin oluşur ve bu zihin kolayca yönlendirilir; çünkü sorgulama yeteneği kaybolmuştur.
Bir toplum, kendi değerlerini ve düşüncesini ilimle inşa etmezse, bu boşluk mutlaka bir şekilde doldurulacaktır. Günümüzde sıkça duyulan kavramlar, dışarıdan yapılan tanımlamaların bir sonucudur. Eğer bir toplum kendini tanımlamazsa, başkaları onu kendi çıkarları doğrultusunda tanımlayacaktır. Bu durum, yalnızca kültürel değil, zihinsel bir bağımlılık da yaratmaktadır.
Çözüm karmaşık değildir; fakat zordur: Okumak, düşünmek ve tefekkür etmek gerekmektedir. Ancak bu okuma yüzeysel değil, derin olmalı; bilgi değil, idrak üretmeli; ezber değil, bilinç kazandırmalıdır. İnsan ancak bu şekilde kendini tanıyabilir, hakikati ayırt edebilir ve özgürleşebilir. Sonuç olarak, kimse zorla susturulmuyor; ancak milyonlarca insan düşünmeden yaşamaktadır. Kimse zincire vurulmuyor; fakat zihinler yönlendirilmektedir. Bu nedenle mesele artık şudur: Okumamak bir tercih değil, bir teslimiyettir. Değişmeyen gerçek ise şudur: Okumayan düşünemez, düşünmeyen direnemez ve direnemeyen ise yönetilir. Sonuç kaçınılmazdır: Kendini inşa etmeyen bireyler ve toplumlar, başkaları tarafından inşa edilir.
Selam ve dua ile.




