ABD’nin İran ile Savaşında Karşılaştığı Dört Ana Zorluk

ABD, İran ile olası bir savaşta mühimmat, ekonomi, seçimler ve müttefikleri ile ilgili dört temel zorlukla karşı karşıya.

İslami Analiz / Haber Merkezi

ABD merkezli “The Hill” gazetesi, ABD yönetiminin İran ile kapsamlı bir savaşa geri dönmesi durumunda karşılaşacağı dört ana zorluğu ele alan bir makale yayımladı. Bu zorluklar, mühimmat stoklarının azalması, küresel ekonomik resesyon endişeleri, yaklaşan ara seçimler ve Körfez Arap ülkeleriyle ilişkilerin gerilmesi etrafında şekilleniyor.

Başkan Trump’ın, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimi aşmak ve İran’ı nükleer müzakerelere zorlamak amacıyla İran’a karşı geniş kapsamlı bir askeri harekâta dönmeyi düşündüğü ifade ediliyor.

Öne çıkan dört zorluk ise şu şekilde sıralanıyor:

Mühimmat Stoklarının Tükenmesi

İran’a karşı yürütülen savaşın ilk aşamasında büyük miktarda mühimmat kullanıldı. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, geçtiğimiz Mayıs ayında Senato’da yaptığı açıklamada, ateşkes sağlanana kadar ordunun 13 binden fazla taarruz mühimmatı kullandığını belirtti. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından yapılan bir analiz, ABD’nin bu operasyon sırasında “Patriot” füze stokunun yaklaşık %50’sini, Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunma (THAAD) sisteminin stokunun yarısından fazlasını ve Hassas Vuruş Füzeleri (PrSM) stokunun %45’inden fazlasını harcadığını gösterdi.

Pentagon, mühimmat stoklarını yeniden güçlendirmek için ek bir finansman paketi onaylatmak üzere Kongre’yi ikna etmeye çalışıyor. Ayrıca, 2027 mali yılı için 1,5 trilyon dolarlık rekor bir bütçe talep edildi. Temsilciler Meclisi liderliği, savunma bütçesine 60 milyar dolar ayrılmasını öngören bir yasa tasarısının metnini yayımladı, ancak askeri harcamalarla ilgili tartışmaların sürmesi nedeniyle tasarının geleceği belirsizliğini koruyor.

Trump’ın bu yılın başlarında gerçekleştirilen ortak ABD-İsrail saldırılarına benzer bir savaşa dönmesi durumunda, bu durumun ABD’nin diğer tehditlere, özellikle de Çin’in Tayvan’ı işgal etme ihtimaline karşı hazırlık seviyesini zayıflatacağına dair endişeler artıyor. Askeri analistler, Kongre’nin gerekli finansmanı sağlaması durumunda bile ABD’deki silah stoklarının yeniden doldurulmasının dört yıl veya daha uzun sürebileceğini öngörüyor. İran’a yönelik savaşın yeniden başlaması ise bu süreyi daha da uzatabilir.

Küresel Resesyon Riski

Trump, bu ayın başlarında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için İran ile bir mutabakat zaptı imzalarken, enerji rezervlerindeki düşüşün devam etmesi durumunda küresel bir resesyon riskinin kapıda olduğunu kabul etti. 17 Haziran’da Fransa’da bu mutabakatı değerlendirirken, “Rezervlerimiz yaklaşık dört hafta içinde tükenecek. Bildiğiniz gibi tüm dünyada rezervler var ve gerçekten de tükenecekler. Öyle bir zaman gelecek ki, bunlara ulaşamayacaksınız” dedi. Trump, petrolün tükenmesinin “tam bir kaosa” yol açacağını ifade etti.

Uluslararası Politika Merkezi (CIP) Misafir Araştırmacısı Sina Toossi, bu hafta “The Hill” gazetesine yaptığı açıklamada, ABD’nin stratejik petrol rezervlerinin tarihsel olarak en düşük seviyelerde olduğunu belirtti. Toossi, “Sonuç olarak, önceki çatışma dönemine kıyasla uzun süreli bir tedarik kesintisini absorbe edebilecek daha dar bir güvenlik marjı bulunuyor. Bu da enerji fiyatlarında keskin artış, yükselen enflasyon ve daha geniş çaplı ekonomik çalkantı risklerini artırıyor” dedi. Savaşın yol açtığı dalgalanmalar, petrol ve doğalgaz fiyatlarında benzer iniş çıkışlara neden oldu. Geçtiğimiz ay enflasyonda bir düşüş görülürken, Trump’ın gerilimi yeniden tırmandırmasıyla bu hafta doğalgaz fiyatları tekrar yükseldi. Bu durum, ekonominin gidişatının ne kadar hızlı tersine dönebildiğini gösteriyor.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), geçtiğimiz ay yayımladığı bir raporda, çatışmanın etkisini “küresel ekonomik görünümü şekillendiren baskın güç” olarak nitelendirdi. Örgüt, çalkantıların devam etmesi halinde küresel büyümenin 2026’daki %2,1 seviyesinden 2027’de %1,8’e belirgin bir şekilde yavaşlayabileceğine ve Covid-19 pandemisi ile Büyük Resesyon’dan bu yana görülmemiş seviyelere gerileyebileceğine dikkat çekti.

Çalkantılı Ara Seçimler

Trump’ın popülaritesi, özellikle ekonomik durumun İran’a yönelik hamlelerinden ciddi şekilde etkilenmesiyle düşüş gösterdi. Bu durum, Cumhuriyetçiler arasında “Ortadoğu”daki çatışmanın Kasım ayında seçmenleri sandıktan uzaklaştırabileceği endişesini doğurdu. YouGov’un Baş Veri Bilimcisi Alex Russell-Hayes, geçtiğimiz hafta “The Hill”e yaptığı değerlendirmede, “Savaş popüler olmayan bir şekilde başladı ve bu durum değişmedi. Aksine, büyük ölçüde destek görmemeye devam etti” dedi.

Quinnipiac Üniversitesi tarafından yapılan bir anket, ABD’li seçmenlerin %60’ının savaşın “faydalı” olmadığına inandığını ortaya koydu. Reuters tarafından yapılan bir başka anket ise, katılımcıların %79’unun ABD ordusunun çatışmaya “uzun bir süre” müdahil olmaya devam edeceğini düşündüğünü gösterdi; bu oran Mart ayında %65’ti. Son zamanlarda benzin fiyatlarının düşmesiyle birlikte Demokratlar, genel kamuoyu yoklamalarındaki üstünlüklerinin az da olsa düştüğünü gördü. Bu tablonun ara seçimler öncesindeki durumu, büyük ölçüde Trump’ın İran’a yönelik atacağı yeni adımlara bağlı olabilir.

Hayes, “Her şey konunun ekonomi üzerindeki etkisine dayanıyor. Zira anketlerden biliyoruz ki, seçmenlerin çok küçük bir kısmı dış politikadan etkilenirken, ekonominin durumundan derinden etkileniyorlar” ifadelerini kullandı. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını duyurmasının ardından Trump, geçen hafta İran limanlarına yönelik ABD ablukasını yeniden devreye soktu. Boğazdaki deniz trafiği, 17 Haziran’da mutabakat zaptının imzalanmasından bu yana en düşük seviyesine geriledi.

Kongre’deki pek çok Cumhuriyetçi, Trump’ın İran’a yönelik sert tutumunu destekliyor ve “ABD’nin işi bitirmesi” için İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kırmayı, hatta muhtemelen İran rejimini tamamen devirmeyi hedefleyen hızlı bir askeri saldırı öneriyor. Ancak Trump, askeri uzmanların bu hedeflere ulaşmak için gerekli olabileceğini düşündüğü bir kara harekâtı başlatma konusunda endişeli görünüyor; bu da onu diplomasi ve hava saldırılarından oluşan bir sarmalın içine itiyor.

Arap Müttefikleri Karşına Almak

ABD ile İran arasında son günlerde yaşanan karşılıklı saldırılar, Körfez’deki ABD müttefiklerinin füze savunma ve insansız hava aracı (İHA) sistemlerini yeniden test ediyor. Bahreyn, Katar, Kuveyt, Umman ve Ürdün, kendilerine yönelik İHA ve füze saldırılarını püskürttüklerini açıklarken; Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), iki tankerin saldırıya uğradığını ve mürettebattan bir kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Şu ana kadar ciddi bir hasar bildirilmedi. Ancak İran, komşu ülkelere büyük çaplı yıkım getirme kapasitesine sahip olduğunu bu yılın başlarında göstermişti ve bu durum, kendilerini istikrar ve güvenlik merkezleri olarak pazarlayan şehirlerde korku yaratıyor.

Hürmüz Boğazı’nın yeniden kapanması, Körfez ekonomisinin can damarı olan bölgedeki enerji ihracatını da olumsuz etkiliyor. Ayrıca savaş, bölge ülkelerinin ekonomilerini enerjinin yanı sıra turizm ve hizmet sektörlerini de kapsayacak şekilde çeşitlendirme çabalarını baltaladı. Avrupa Barış Enstitüsü Körfez İşleri Bölge Danışmanı ve Arap Körfezi Ülkeleri Enstitüsü Misafir Araştırmacısı Anna Jacobs, geçtiğimiz hafta “The Hill” gazetesine yaptığı açıklamada, Körfez ülkeleri kamuoyuna yansıyan tepkilerinin büyük kısmını İran’a odaklarken, arka planda düşmanlıkların sona ermesine yönelik ortak bir arzu bulunduğunu belirtti.

Jacobs, Körfez ülkeleri hakkında şunları kaydetti: “Bence her ülkenin mutabakat zaptına dair kendi çekinceleri var, ancak genel hatlarıyla görebildiğim kadarıyla herkes bunu desteklemek için çaba sarf etmek istiyor. Mutabakatı en çok eleştiren bölgesel aktörlerin bile özünde savaşın devam etmesini istemediklerini düşünüyorum.” Bu Körfez ülkeleri, hava savunmaları konusunda büyük ölçüde ABD’ye bel bağlıyor. Trump, bu hafta ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndan geçen mallara %20 gümrük vergisi uygulayacağını söyleyip Suudi Arabistan, BAE, Katar, Bahreyn ve Kuveyt’i ismen sayarak bu bağımlılık durumuna dikkat çekti. Körfez liderlerinin itirazları sonrasında bu fikrinden geri adım atan Trump, bunun yerine bu ülkelerin bir tür telafi olarak ABD’ye yatırım yapacaklarını ifade etti.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu