İran-İsrail İlişkilerinde Stratejik Hatalar ve Tepkiler

Mehmet Garip Tanyıldızı, İran’a yönelik saldırılara karşı tepkilerin yetersizliğini ve İsrail’in tehdit boyutunu ele alıyor.

Mehmet Garip Tanyıldızı / Akşan

İran’a yönelik saldırılara karşı tepkisizlik

ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ederek İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırılar sırasında, bazı grupların İran’ı yüceltme çabalarına rağmen, bu duruma karşı yeterli bir anti-emperyalist ve anti-siyonist motivasyonun oluşmadığı gözlemleniyor. Özellikle, İsrail’in Gazze’de yaptığı saldırılara karşı gösterilen tepkilerin, İran’a yönelik saldırılara karşı aynı düzeyde gelişmediği dikkat çekiyor.

Filistin meselesinin Müslümanlar için özel bir öneme sahip olduğu düşünüldüğünde, Gazze ile İran arasındaki kıyaslama tam anlamıyla doğru bir yaklaşım olmayabilir. Ancak, bu tepkisizlikteki temel faktör, Tahran ile Gazze arasındaki farklılıkların ötesinde, İran’ın uzun süredir bölgede sürdürdüğü mezhepsel yayılmacı politikaların etkisiyle şekillenen değerlendirmelerdir. İran’ın Suriye’deki Baas rejimine verdiği kanlı destek, bu konudaki siyasi söylem ve tutumları da etkilemiştir.

Zaman zaman İran ve İsrail’in eşitlenmesi gibi ölçüsüz bir yaklaşım sergilendiğine tanıklık ediyoruz. Emperyalizme karşı herhangi bir saldırıya karşı gösterilen tepkilerin zayıf kalmasının kabul edilemez olduğu belirtilirken, bu değerlendirmelerde stratejik bir hata yapıldığı da vurgulanıyor. Bu stratejik hata, İsrail’in yalnızca bir devlet olmanın ötesinde, kolonyalist Batı hegemonyasının ve ABD emperyalizminin bölgedeki önemli bir karakolu olduğu gerçeğini gözden kaçırmakla ortaya çıkıyor.

İsrail’in bu rolü, onu İran ile karşılaştırmayı siyasi olarak imkansız hale getiriyor. Bazıları, İran’ın Rusya ve Çin ile benzer ilişkilere sahip olduğunu öne sürebilir. Ancak, bu ilişkilerin benzer bir bütünlük taşımadığı ve daha çok bir çıkar ittifakına dayandığı açıktır. Ayrıca, Rusya ve Çin şu an için tam anlamıyla Batı emperyalizmi gibi bir tehdit oluşturmuyor. İsrail’in artan gücü ve etkisi göz önüne alındığında, bu ülkenin İslam toprakları için oluşturduğu tehlikeyi kavramak için özel bir bilgiye ihtiyaç yoktur.

İsrail’in istediği yerde saldırı yapabilme yeteneği ve bu saldırılar için bahane aramadan hareket edebilmesi, bölgedeki ülkeler üzerinde yalnızca bir öğrenilmiş çaresizlik yaratacaktır. Mecelle’deki “Def-i mefâsid, celb-i menâfiden evlâdır” ilkesi, yani kötülüğü ortadan kaldırmanın, menfaat sağlamaktan önce geldiği gerçeği, bu bağlamda önemlidir. Dolayısıyla, en büyük tehdit ve en zararlı muhalif kim olursa olsun, öncelikle ondan kurtulmak gerekmektedir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu