NATO Birleşti, Batı Kazandı; İslam Dünyası Neden Hâlâ Birleşemiyor?

NATO’nun güçlenmesi ve Batı’nın kazanımları karşısında İslam dünyasının birleşememesi sorgulanıyor.

Dünyada bazı uluslararası kuruluşlar, isimleriyle verdikleri mesajlar arasında büyük bir çelişki barındırıyor. Bu bağlamda, NATO da dikkat çeken bir örnek olarak öne çıkıyor. 1949 yılında, barışı koruma, ortak güvenliği sağlama ve üye ülkeleri savunma iddiasıyla kurulan NATO, Soğuk Savaş döneminde Batı’nın komünizme karşı bir kalkanı olarak tanımlandı. Ancak günümüzde NATO’nun yalnızca bir savunma ittifakı olup olmadığı sorgulanıyor. Gerçekten de, bu yapı sadece askeri bir mekanizma mı, yoksa küresel güçlerin çıkarlarını koruyan bir araç mı? Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla komünizm tehdidi sona ermişken, NATO’nun genişlemeye devam etmesi bu soruları daha da derinleştiriyor.

Türkiye ve Yunanistan, aynı NATO çatısı altında yer alıyor. Ancak Ege Denizi’ndeki gerginlikler karşısında NATO’nun neden etkili bir tutum sergilemediği merak ediliyor. Türkiye, Doğu Ege adalarının silahlandırılmasına karşı çıkarken, NATO’nun sessiz kalması dikkat çekiyor. Yunanistan’ın İsrail ile geliştirdiği askeri iş birlikleri Türkiye’de güvenlik kaygılarına yol açarken, NATO’nun bu duruma kayıtsız kalması, ortak güvenlik anlayışının yalnızca belirli ülkeler için geçerli olup olmadığını sorgulatıyor.

Gazze’de yaşanan insani kriz, dünya genelinde büyük bir trajediye dönüşmüş durumda. On binlerce insanın hayatını kaybettiği bu süreçte, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar büyük acılar çekiyor. NATO, bu savaşın doğrudan tarafı olmasa da, en güçlü üyelerinin İsrail’e sağladığı destek, İslam dünyasında Batı’nın güvenlik anlayışının evrensel mi yoksa çıkar odaklı mı olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Bir yerde ölen bir çocuk “insan hakları” bağlamında değerlendirirken, başka bir coğrafyada benzer bir durum neden aynı duyarlılığı göremiyor? İşte bu çifte standart, vicdanları yaralayan bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

NATO’nun durumu bir yana, asıl acı olan İslam dünyasının kendi içindeki dağınıklık. Batı, çıkarları doğrultusunda birleşebilirken, İslam alemi neden bir araya gelemiyor? Yaklaşık iki milyarlık bir nüfusa sahip olan İslam dünyası, yüzlerce milyar dolarlık enerji kaynaklarına ve stratejik coğrafyalara sahip olmasına rağmen, ortak bir savunma sistemi, ekonomik politika veya teknoloji yatırımı geliştiremiyor. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın varlığına rağmen, bu teşkilatın etkili kararlar alabildiği söylenemez. Gazze’deki durum, bu acı gerçeğin en somut örneği olarak öne çıkıyor.

Kur’an-ı Kerim, Müslümanlara birlik olmayı emrediyor: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanıp ayrılmayın.” Ancak günümüzde Müslümanların en büyük sorunu, dış güçlerden önce kendi içindeki parçalanmışlıktır. Irkçılık, mezhepçilik ve milliyetçilik gibi unsurlar, ümmet bilincinin önüne geçerek zayıflığa yol açıyor. Güçsüz olanın hakları korunmuyor. Bu noktada, NATO’yu eleştirmek kolay olsa da, asıl zor olan, Batı’nın yıllardır bir araya gelerek ortak savunma ve strateji geliştirebilmesi karşısında Müslümanların neden hâlâ ortak bir savunma paktı kuramadığını sorgulamaktır. Gazze için bile tek ses olamamak, bu dağınıklığın en çarpıcı örneğidir.

Parçalanmış bir ümmetin duası güçlü olabilir, ancak siyaseti zayıf olur. Zayıf bir siyaset, başkalarının kurduğu masalarda yalnızca seyirci kalmanıza neden olur. Bugün yaşadığımız acı gerçek tam da budur.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu