ABD’de İslamofobik söylem ara seçimler öncesi yükseliyor

ABD’de 2026 ara seçimleri yaklaşırken Cumhuriyetçi çevrelerin Müslüman adayları terörizm, şeriat ve Filistin politikaları üzerinden hedef aldığı bildiriliyor.

ABD’de 2026 ara seçimleri yaklaşırken Cumhuriyetçi siyasetçilerin ve siyasi aktörlerin Müslüman adaylara yönelik saldırılarını artırdığı görülüyor. Kampanya söylemlerinde terörizm ve “Şeriat hukuku” ifadelerinin öne çıkarılması, araştırmacılar tarafından daha geniş kapsamlı bir seçim stratejisinin parçası olarak değerlendiriliyor.

Özellikle ulusal düzeyde görev almak için yarışan Müslüman adayların hedefe konulması, dini kimlik ile Filistin konusundaki tutumların seçim gündeminin merkezine taşınmaya çalışıldığını gösteriyor. Bu isimler arasında Müslüman Demokrat Senato adayı Abdul El-Sayed de yer alıyor. El-Sayed, hem inancı hem de Filistin meselesine ilişkin siyasi yaklaşımı nedeniyle Cumhuriyetçi çevrelerin eleştirileriyle karşı karşıya bulunuyor.

Ara seçimler öncesinde güvenlik söylemi öne çıkarılıyor

Cumhuriyetçi aktörlerin Müslüman adayları tartışırken kullandığı dil, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD siyasetinde yaygınlaşan ve Müslümanları güvenlik tehdidiyle ilişkilendiren anlatıları yeniden gündeme getiriyor. Terörizm ve “Şeriat hukuku” vurguları, adayların siyasi programlarından çok dini kimlikleri üzerinden değerlendirilmesine zemin hazırlıyor.

Saldırıların, seçilmiş görevlere aday olan Müslümanların sayısının arttığı bir dönemde yoğunlaşması dikkat çekiyor. Uzmanlara göre bu adayların ulusal siyasette daha görünür hale gelmesi, Müslümanların siyasi güç sahibi olamayacağı yönündeki yerleşik kabullere meydan okuyor. Daha önce marjinal çevrelerle sınırlı kalan İslamofobik söylem ise artık ana akım kampanya mesajlarında da kendisine daha fazla yer buluyor.

Sivil haklar savunucuları ve araştırmacılar, söz konusu dilin Müslüman Amerikalılara karşı ayrımcılığı derinleştirebileceği uyarısında bulunuyor. Bu yaklaşımın, dini bir azınlığa yönelik korkuları öne çıkararak seçmenleri harekete geçirmeyi amaçlayabileceği belirtiliyor. Kongre’nin kontrolunun yeniden belirleneceği 2026 ara seçimleri yaklaşırken, siyasi aktörlerin kutuplaşan yarışta rakiplerinden ayrışmak için bu tür tartışmalara başvurduğu ifade ediliyor.

Filistin politikası üzerinden siyasi baskı

Baskı yalnızca Müslüman adaylarla sınırlı kalmıyor. Filistinlilerin haklarını savunan diğer siyasetçiler de tutumları nedeniyle Cumhuriyetçi çevrelerin eleştirilerine maruz kalıyor. ABD’nin İsrail’e kapsamlı siyasi ve askeri desteğini sürdürdüğü bir dönemde, Filistin’e verilen destek bazı çevrelerce adayların vatanseverliğini ve siyasi meşruiyetini sorgulamak için kullanılıyor.

Bu söylem, Müslüman adayları ABD siyasi sisteminin ana akımının dışında göstermeyi amaçlayan yeni bir araç olarak öne çıkıyor. Adayların dini kimlikleri hedef alınırken, Filistin konusundaki görüşleri de onların ABD’deki seçmenlerin değil, “yabancı çıkarların” temsilcisi olduğu iddiasını desteklemek için gündeme getiriliyor.

11 Eylül sonrasında art arda gelen ABD yönetimleri, Müslüman toplulukları etkileyen gözetim uygulamalarını, terörle mücadele programlarını ve güvenlik politikalarını genişletmişti. Siyasi tartışmalar zaman içinde değişse de İslam ile ulusal güvenlik tehdidi arasında bağ kuran yaklaşım, Amerikan siyasetinin bazı kesimlerinde varlığını koruyor.

Seçim döneminde yeniden güç kazanan bu söylemler, geçmişte kullanılan anlatıların siyasi kampanyalar sırasında nasıl canlandırılabildiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle Müslüman Amerikalıların siyasi görevler için yürüttüğü mücadele, yalnızca bireysel kampanya saldırılarıyla sınırlı görülmüyor. Adaylar, İslamofobinin Müslümanları güvenlik, kültür veya ideoloji bakımından tehdit olarak göstermek için tekrar tekrar kullanıldığı bir siyasi ortamda yarışıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu