Veri Sömürgeciliği ve Medya: Epistemik Hiyerarşinin İnşası
Veri sömürgeciliği ve medya ilişkisi, epistemik hiyerarşinin nasıl inşa edildiğini ele alıyor.
H. Yahya Şekerci, Ahmedu Bamba, Frantz Fanon ve Abdulhamid Bin Badis gibi direniş figürlerinin mirasından hareketle, dijital ortamda yükselen ‘veri sömürgeciliği’ ve ‘epistemik hiyerarşi’ kavramlarını inceliyor.
Bu düşünürler, karşılaştıkları sömürgeci zihniyetin sadece fiziksel kaynakları değil, aynı zamanda kültürel ve zihinsel alanları da hedef aldığını biliyorlardı. Onlar için bu durum, varoluş mücadelesinin bir parçasıydı. Sömürgeciliğe karşı verilen mücadele, sadece silahlarla değil, fikirlerle de sürdürülmüştü. Senegal’den Cezayir’e kadar birçok düşünür ve aktivist, bu direnişin bir parçası olarak, sömürgeci güçlere karşı kendi kültürel kimliklerini korumak için çaba gösterdi.
Yazılı tarih, genellikle Batılıların sömürgeci eylemlerini ve Afrikalıların mağduriyetlerini anlatırken, bu hikâyelerde yerel direnişlerin göz ardı edildiği görülmektedir. Ahmedu Bamba, Fransız sömürgesine karşı durarak, kendi topluluğuna Fransızca öğrenmeyi reddetmelerini ve Kur’an-ı Kerim hafızı olmalarını teşvik etmiştir. Bu şekilde, kültürel bağımsızlıklarını korumayı başarmışlardır.
Frantz Fanon ise, sömürgeciliğin sadece fiziksel bir sömürü değil, aynı zamanda yerli halkın kültürünü ve zihnini işgal eden bir süreç olduğunu savunmuştur. Fanon, 1961’de kaleme aldığı eserinde, sömürgeciliğin yalnızca toprakları değil, bilgiyi ve tarihi de sömürdüğünü vurgulamıştır. Bu bağlamda, epistemik egemenlik, fiziksel kaynakların üzerindeki egemenlik kadar önemlidir.
Abdulhamid Bin Badis de, Fransızlaştırma politikalarına karşı mücadele eden önemli bir figürdü. Arapçanın, İslam’ın dili olduğunu vurgulayarak, bu dili savunmuş ve bağımsızlık mücadelesinde önemli bir rol oynamıştır. Onun çabaları, yerel kültürlerin korunmasına yönelik bir direnişin parçasıydı.
Veri sömürgeciliği, günümüzde dijital platformlar aracılığıyla gerçekleşen yeni bir sömürü biçimidir. Kullanıcıların günlük yaşamlarından elde edilen veriler, büyük teknoloji şirketleri tarafından toplanmakta ve bu veriler üzerinden ekonomik kazanç sağlanmaktadır. Kullanıcılar, dijital alanlarda var olma ihtiyacı ile kendi verilerini bu şirketlere teslim etmekte ve bu durum yeni bir sömürü ilişkisini doğurmaktadır.
Dijital dünyada, bireylerin her türlü bilgisi birer ürün haline getirilmektedir. Sosyal medya etkileşimleri, biyometrik veriler ve davranış örüntüleri, büyük teknoloji şirketleri tarafından siyasi veya ekonomik bir malzeme olarak yeniden üretilmektedir. Bu süreç, bireylerin kendi verileri üzerinde söz hakkına sahip olamamasıyla sonuçlanmaktadır.
Veri sömürgeciliği, klasik sömürgecilikle birçok benzerlik taşımaktadır. Asimetrik güç ilişkileri, sömürü düzeninin temelini oluşturmaktadır. Klasik sömürgecilikte olduğu gibi, günümüzde de yerel kullanıcılar ile küresel teknoloji devleri arasında büyük bir eşitsizlik söz konusudur. Bu durum, bireylerin dijital bağımlılığını artırmakta ve kendi verilerini paylaşmak zorunda kalmalarına yol açmaktadır.
Medya, bu sömürü düzeninin önemli bir parçasıdır. Dijital platformlar, bilgi akışını kontrol ederek, epistemik hiyerarşiyi pekiştirmektedir. Batılı bilgi biçimlerinin üstünlüğü, yerel bilgilerin marjinalleşmesine neden olmaktadır. Bu durum, dijital şiddet yoluyla bilginin susturulması ve yerel anlatıların görünmez hale gelmesiyle sonuçlanmaktadır.
Sonuç olarak, veri sömürgeciliği, sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda epistemik bir meseledir. Medya, bu süreçte hem bilgi üreticisi hem de aktarıcısı olarak önemli bir rol oynamaktadır. Geçmişteki direniş mirası, günümüzde de devam eden bir mücadele için ilham kaynağı olmaktadır. Epistemik itaatsizlik, bu yeni sömürü düzenine karşı durmanın ve kendi bilgi zeminimizi inşa etmenin bir yolu olarak karşımıza çıkmaktadır.




