Gazze’deki Kurban Bilinci: Direniş ve Teslimiyetin Örneği
Gazze, kurban bilincini yeniden canlandırarak direniş ve teslimiyetin önemini vurguluyor.
Ramazan Kayan / Milat Gazetesi
Kurbanlar Gazze’ye
Kurban günleri içindeyiz ve bu dönem, kulluk, kurban ve kurbiyet kavramlarının birbirini tamamladığı bir zaman dilimini temsil ediyor. Kurban, yalnızca bir ritüel değil, aynı zamanda tevhid ve takva ile temellendirilmiş bir duruş olarak karşımıza çıkıyor. Gerçek anlamda kurban, kesilen hayvanın eti değil, onun arkasındaki niyettir.
Kurban, bir tespit ve tercih meselesidir; aynı zamanda bir teslimiyet biçimidir. Ancak hangi teslimiyet insanı özgürleştirir? Hangi itaat köleleştirir? Bu soruların yanıtını bulmak için kurban kavramını derinlemesine anlamak gerekiyor. İnsan, neyi ve ne uğruna feda etmelidir? Zaman zaman vererek çoğalır, vazgeçerek özgürleşir ve paylaşarak arınır.
Kurbanın nihai anlamı, sadece bayram günlerinde yapılan bir ibadet değil, bireyin hayatta nerede durduğunu ve tarafını kimden yana belirlediğini simgeler. Ancak ne yazık ki, temel kavramlarımızda yaşanan anlam kaymaları, bu konuyu da etkilemekte. Seküler düşüncelere savrulan Müslüman zihinler, inançlarını ve bilinçlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Neyse ki, birçok konuda olduğu gibi kurban konusunda da en net ve nitelikli tanımı Gazze sunuyor.
Gazze, insanları iki gruba ayırıyor: Kurbanlaştırılanlar ve kurban olmayı seçenler. Bu bağlamda, Gazze öğretisi, kurban teolojisi ve sosyolojisi açısından yeni bir anlam kazanıyor. Kurbanlaştırılma ile kurban olmayı göze alma arasındaki kritik farkı Gazze net bir şekilde ortaya koyuyor. Filistin, kurbanlaştırılmaya itiraz eden bir kimlik sergiliyor ve ölümden anlam üretiyor. Zaman zaman ölümler, yaşamlarından daha fazla etki bırakıyor.
Gazze, bugün kurbanlaştırılmış bir coğrafya olmaktan çok, egemen sistemin oyununu bozan bir meydan okuma alanı haline gelmiştir. Bu bölge, hiçbir kalıba sığmıyor; mevcut literatür ve sosyolojik tanımlar yetersiz kalıyor. Katliamlar ve vahşet, bir toplumun tamamen kurban edilmesi anlamına geliyor, ancak bu hesaplar şer güçler için tutmuyor. Gazze, bir deri bir kemik kalsalar da direnişlerini sürdürmeye devam eden, şehadet, sebat, haysiyet, özgürlük ve iman ile varlıklarını sürdüren bir halktır.
Burada, Allah’tan başkasına kurban olunamayacağının dersini veriyorlar. Filistinliler, zorbaların tahakkümü altında kurbanlık koçlar değillerdir; İbrahimi ve İsmaili bir teslimiyeti bu çağa taşıyorlar. Müstekbirlere boyun eğmeyen, ancak Allah yolunda kurban olmaya gelince “boynum kıldan incedir” diyen bir toplumla karşı karşıyayız. Özgürlük, onur ve imanlarını hayatlarına hakim kılmak için kurban olmayı göze alan cesur yürekler, pasif kurbanlık nesneler değil; Siyonistleri çıldırtan özneler ve çağa not düşen aktörlerdir.
Filistin’in kaderi, Allah yolunda dökülen kan ve verilen kurbanlarla netlik kazanıyor. Hayatlarından vazgeçmek pahasına, iman ve ideallerinden asla vazgeçmiyorlar. Gazze’de kurban bilincini benimsemiş bir halk, susmuyor ve susturulamıyor. Kurbanlarına ağlamıyorlar; kendilerini feda ederken insanlığa kurtuluş yolunu müjdeliyorlar.
Bu bağlamda, Gazze’den bir örnek vermek istiyorum: Dr. Alaa en-Neccar, Nasser Hastanesi’nde çalışan bir çocuk doktoru. 40 yaşında ve 10 çocuğu var. Gündüz yaralı çocukları kurtarmak için çırpınırken, akşam evine gittiğinde 10 çocuğundan 9’unun şehit olduğunu öğreniyor. Bir günde dokuz kurban. Çocuklarının parçalanmış bedenlerini toplamaya çalışan bir anne, “Bu çocukları zaten şehid olmaları için doğurmuştum. Benim çocuklarımın Filistinli çocuklardan hiçbir farkı yok. Filistinli tüm çocuklar benim çocuklarımdır. Görevimin başındayım” diyor.
Daha sonra çocuklarının babası Dr. Hamdi de bu kurban kervanına katılıyor. Artık Gazze’de kurban olayı tekil değil, çoğul kurbanlara dönüşüyor. Peki, biz ne yapıyoruz? Kurbanlarımızı Gazze’ye bağışlıyoruz ya!




