Modern Dünyada Altın Buzağıların Anlamı ve Tehlikesi
Altın buzağı, insanın maddi bağlılıkları ve putlaştırma eğilimini simgeliyor. Bu durum, tarih boyunca değişmeyen bir tehlike olarak karşımıza çıkıyor.
Musa’nın kavmi, onun vahiy almak üzere Sina Dağı’na çıkmasının ardından, süs eşyalarından yaptıkları bir buzağı heykeline tapınmaya başladılar. Bu durum, onların bu eski Mısır putunun kendileriyle iletişim kurmaktan bile aciz olduğunu görmelerine rağmen, bu heykeli tanrı olarak benimsemeleriyle sonuçlandı. Böylece kendilerine zulmetmiş oldular.
Kur’an’da anlatılan kıssalar, yalnızca geçmişte yaşanmış olaylar değil; insanın değişmeyen zaaflarını, imtihanlarını ve gerçekler karşısındaki tutumunu ortaya koyan ilahi derslerdir. Hz. Musa’nın kavminin buzağıya tapması, tarihsel bir olay olmanın ötesinde, tüm zamanlara hitap eden evrensel bir uyarı niteliğindedir.
İsrailoğulları, sıradan bir topluluk değildi. Firavun’un zulmünden kurtulmuş, denizin yarılmasına tanıklık etmiş ve peygamberleriyle birlikte birçok mucize görmüş insanlardı. Ancak bu kadar büyük ilahi tecellere tanıklık eden bir toplumun kısa sürede bir buzağı heykelini ilah edinmesi, ilk bakışta şaşırtıcı görünebilir. Kur’an, hakikati görmekle ona bağlı kalmak arasında bir fark olduğunu vurgular.
Hz. Musa, Allah’tan vahiy almak üzere Tur Dağı’na çıktığında, Samiri adındaki bir kişi insanların altın ve ziynet eşyalarını toplayarak bir buzağı heykeli yaptı. İnsanların bir kısmı bu heykeli ilah olarak benimsedi. Oysa bu heykel, ne konuşabiliyor ne de yol gösterebiliyordu. Kur’an, bu durumu sorgulatarak, insanların neden bu heykeli benimsediğini merak ettirir.
Bu sorunun cevabı, insan psikolojisinin derinliklerinde saklıdır. İnsan, görünmeyene inanmakta zorlanır. Somut olanı, gözle görüneni tercih eder. Allah’a güvenmek yerine, dokunabildiği ve kontrol edebildiği şeylere yönelir. Bu nedenle tarih boyunca insanlar kendilerine çeşitli putlar yaratmışlardır. Ancak bu putlar her zaman taş veya altından yapılmış heykeller değildir. Zaman zaman servet, makam, ideoloji veya liderler de putlaşabilir. Kimi zaman da kişinin kendi nefsidir.
Kur’an’daki buzağı kıssası, insanın Allah’ın yerine başka şeyleri hayatının merkezine koyma eğilimini gözler önüne serer. Buzağıya tapanlar, Allah’ın varlığını inkâr eden insanlar değildi. Onların sorunu ateizm değil, tevhid bilincini kaybetmeleriydi. Allah’a inanıyorlardı, ancak O’nun yanına başka bağlılıklar ekliyorlardı. Günümüzde insanlığın karşı karşıya olduğu tehlike de budur.
Modern insan belki heykellerin önünde secde etmiyor; ancak para için her değerini feda edebiliyor, makam uğruna adaletten vazgeçebiliyor, şöhret için kişiliğini kaybedebiliyor ve ideolojik bağlılıkları uğruna hakikati görmezden gelebiliyor. Bu nedenle Kur’an’daki buzağı kıssası, geçmişte kalmış bir olay değildir; her çağda yeniden yaşanabilecek bir sapmanın adıdır.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: Hayatımızın merkezine Allah’ın yerine koyduğumuz bir “buzağı” var mı? Çünkü putlar şekil değiştirir, çağlar değişir, isimler değişir; fakat insanın putlaştırma eğilimi değişmez. Kur’an’ın bu kıssayla vermek istediği en büyük mesajlardan biri de budur: Tevhid, yalnızca Allah’a inanmak değil; Allah’tan başka hiçbir şeyi ilahlaştırmamaktır.




