Musa’nın Sâmirî ile Diyaloğu: Amaç Nedir?

Musa’nın Sâmirî ile olan diyalogunda amaç ve niyetler sorgulanıyor.

Musa, Sâmirî’ye “Ey Sâmirî, senin amacın nedir?” diye sordu. Sâmirî ise, “Ben onların göremediği şeyleri gördüm ve elçinin izinden bir avuç toprak alarak onu buzağının üzerine attım; böylelikle nefsim bana bunu hoş gösterdi” şeklinde yanıtladı.

Bu bağlamda Sâmirî’nin kimliği üzerine çeşitli görüşler bulunmaktadır. Abdullah b. Abbas’tan aktarılan bir rivayete göre, Sâmirî, sığıra tapan bir kavmin mensubuydu. İçinde taşıdığı bu inançla, Müslüman olduğunu iddia ederek İsrailoğulları ile birlikte Mısır’dan ayrılmıştır. Hz. Musa’nın, kavminden ayrıldığını ve vaat edilen otuz gün içinde geri dönmediğini görünce, kendi inancını İsrailoğulları’na aşılamaya çalışmıştır. Sâmirî’nin kökeninin “Sâmira” şehirlerinden olduğu da söylenmektedir.

Sâmirî, yetenekli bir sanatçı olarak, yaptığı altın buzağının inek gibi ses çıkarmasını sağladı ve basit insanları kandırmayı başardı. Bununla yetinmeyen Sâmirî, diğer insanların göremediği şeyleri gördüğünü iddia ederek, Hz. Musa’nın ayak izlerinden bir miktar toprak alıp buzağının üzerine atarak onun canlıymış gibi ses çıkarmasını sağladığını öne sürdü. Burada “Elçi” kelimesi ile Hz. Musa kastedilmiş olup, ayak izlerinin mucizevi olduğunu iddia ederek ona yaltaklanmaya çalıştığı düşünülebilir. Sâmirî, Hz. Musa’ya böyle bir methiye sunarak, onun ayak izinin mucizevi durumundan gurur duymasını ve bunu kendi mucizesinin propagandası için kullanmasını istemiştir. Ancak Kur’an, bu durumu Sâmirî’nin bir tuzağı olarak ortaya koymakta ve bunun gerçekten yaşandığına dair herhangi bir delil sunmamaktadır. Hz. Musa’nın bu duruma tepkisi, Sâmirî’nin sözlerini bir hile olarak değerlendirdiğini göstermektedir; bu nedenle Hz. Musa, Sâmirî’yi lanetlemiştir.

TEFHİMUL KURAN

Zemahşerî, bu ayetlere dair çeşitli yorumlar getirmiştir. Ona göre, 95. ayette geçen “hatbüke” (işin, amacın) ifadesi, tehlikeli bir durumu ifade etmektedir. Musa, bu ifadeyle Sâmirî’ye, “Seni bu korkunç eylemi gerçekleştirmeye iten asıl sebep nedir?” sorusunu yöneltmektedir. Zemahşerî, Musa’nın bu soruyu sadece bilgi edinmek için değil, Sâmirî’nin cüretini ve sapkınlığını açığa çıkarmak amacıyla sorduğunu belirtmektedir.

Zemahşerî, 96. ayeti tefsir ederken şu önemli noktalara değinir: Sâmirî’nin “Onların görmediklerini gördüm” ifadesini, “Başkalarının fark etmediği bir şeyi ben fark ettim” şeklinde yorumlamaktadır. Klasik rivayetlere dayanarak, burada “elçi”nin Cebrail olduğunu ve Sâmirî’nin onun bindiği atın bastığı yerin özel bir etkisi olduğunu “keşfettiğini” iddia ettiğini belirtir. Ayrıca, Sâmirî’nin Cebrail’in izinden bir miktar toprak almasını, gerçek bir mucize değil, bir göz boyama veya imtihan olarak değerlendirmektedir.

Ayetin sonunda geçen “Bunu bana nefsim böyle hoş gösterdi” ifadesi, Zemahşerî’ye göre olayın anahtarını oluşturmaktadır. Sâmirî, gerçekleştirdiği eylemin ilahi bir ilham değil, tamamen kendi nefsinin bir kurgusu olduğunu itiraf etmiştir. Zemahşerî, “sevvelet” kelimesinin, “çirkin bir şeyi güzel göstermek, hayal kurmak” anlamına geldiğini vurgulayarak, Sâmirî’nin kendi kuruntularına taptığını ifade etmektedir.

EL KEŞŞAF TEFSİRİ

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu