Metin Yüksel’in Şehadet Yıldönümünde Anma Töreni

Metin Yüksel’in hayatı, mücadelesi ve şehadetinin yıldönümünde anılıyor.

Şehadet, tüm nesillere ve çağlara bir çağrıdır.

Metin Yüksel, hayatını İslam davasına adamış bir genç olarak, Fatih Camii avlusunda haykırdığı gibi, Allah yolunda ölmenin en yüce hedef olduğunu gösterdi. O, şehadeti bir aşk olarak gördü ve bu uğurda hayatını feda etti.

Yüksel, her zaman kardeşlerinin yanında olmayı ve onların dertlerine derman olmayı amaçladı. İslam Ümmeti’nin dirilişi için mahalle mahalle, şehir şehir dolaşarak İslam’ı tebliğ etmeye çalıştı. Bir gün gençlerle ders yaparken, diğer bir gün ise ihtiyaç sahiplerine yardım etmek için koşuyordu. Mitinglerde en önde yürürken, Müslümanların izzetini korumak için mücadele eden bir liderdi.

İslam coğrafyasındaki zulümleri yakından takip eden Yüksel, zulme uğrayan kardeşleri için her zaman en önde haykırdı. Şehadeti, bir devrimin habercisi olarak gördü ve dualarında şehadeti her zaman önceliklendirdi.

Daruşşafaka Lisesi önünde kurşunlandığında, şehadet şerbetinin tadını almıştı. Komünistlerin silahlarından çıkan kurşunlar vücuduna isabet etti. Dava uğruna yaptığı faaliyetlerde asla korkmadı, tereddüt etmedi. Kafirlerin karşısında dimdik durarak mücadelesini hayatının sonuna kadar sürdürdü. Geceleri kendi hazırladığı afişlerle Fatih’i süslerken, gündüzleri de İslam davasının daha çok insana ulaşması için çalışıyor, gençleri organize ediyordu.

Metin, şehadeti arzuluyor ve bu hedefe ulaşmak için çok çalışması gerektiğinin bilincindeydi. Milliyetçilik davası güdenlerle birçok çatışmaya katıldı. Şehadetinden birkaç gün önce, milliyetçilerin elindeki silahları topladı, ancak sonra bu silahları onlara geri verdi.

Soğuk bir Şubat günü, Fatih Camii avlusunda insanlar cuma namazı için hazırlık yaparken, Metin arkadaşlarıyla birlikte caminin yakınındaki Vakıflar Yurdu’nda abdest aldı ve camiye doğru yola çıktı. Silahını yanına almakla almamak arasında tereddüt etti, ancak ibadet için gittiğini düşündüğü için silahını bıraktı.

Ağır adımlarla camiye doğru yürüdü. İçinde tarif edemediği bir his vardı. Namazını kıldıktan sonra uzun bir dua etti. Camiiden çıkmak için yavaş adımlarla kapıya yöneldi. Birden avluda “Metin” sesi yankılandı. Arkasını döndüğünde, bir el silah sesi duyuldu. Yere düşmeden önce tekbir getirdi. Metin, kalleşçe arkadan vurularak yere yığıldı. Katiller, düşen Metin’in başına iki kurşun daha sıktılar ve kaçarak olay yerinden uzaklaştılar.

Metin, Allah’ın yalnızca şehidlere nasip ettiği bir huzurla, özlemini çektiği şehadete kavuştu. Tarih, Tevhid Mücadelesi’nin bir yiğidinin verdiği söze sadık kalışını kaydediyor ve mücadelesini sonraki nesillere emanet ediyordu.

Metin, cennete kanatlandı. İyi insanların onurlu ölümlerle Rablerine kavuşmalarının gerekliliğini hatırlatarak gitti. Açıkta kalan gözleriyle tamamlanmamış bir kavgayı bizlere emanet etti. Şehadetin ucuz olmadığını, şehit olabilmek için bir şehit gibi yaşamanın şart olduğunu öğreterek aramızdan ayrıldı. Gidişiyle bizlere bir ders verdi ve kanı, filizlenmek için bekleyen bir neslin toprağını bereketlendirdi.

O bizim öğretmenimizdi. Karlı ve soğuk bir Şubat günü, Fatih Camii avlusuna dökülen kanlarıyla bize son dersini verdi ve gitti. Üzerinden 27 yıl geçti ve bugün, yüzlerce Metin, Tevhid sancağını dalgalandırmak için canlarını vermeye hazır olduklarını haykırıyorlar. Karanlığın dünyanın dört bir yanına yayıldığı 21. yüzyılda, insanları Tevhid Medeniyetinin aydınlığında davet etmek için Metin’in açtığı yolda kararlı adımlarla yürüyen binlerce insan var.

“Ü’minlerden öyle erler vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar ve şehid oldular.” (Ahzab 23)

[Mehmet Ali Tekin]

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu