Özgür-Der: Yargılama Süreçleri Linç Operasyonuna Dönüşmemeli
Özgür-Der, yargılama süreçlerinin linç operasyonuna dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.
Basın açıklamasının tam metni:
Son günlerde Türkiye’de suç örgütleriyle mücadele kapsamında gerçekleştirilen operasyonlar, dini yapıların üzerindeki önyargıları yeniden tetikledi. İlk olarak, geniş bir takipçi kitlesine sahip olan Süleymancılar grubunun üst düzey yöneticileri gözaltına alındı. Ardından, Alparslan Kuytul’un liderliğindeki Furkan Vakfı’na yönelik operasyonlar düzenlendi. Bu süreçte birçok kişi tutuklandı ve çeşitli şirketlere el konuldu. Hakkında yasal süreç başlatılan bu iki yapı, dini duyguları istismar etmekten yasadışı para trafiğine, cinayet ve gaspa kadar birçok suçlamayla karşı karşıya kaldı. Ancak, yargı süreci başlamadan önce bu yapılar, yoğun bir medya linçine maruz bırakıldı.
İktidar yetkilileri, başlatılan operasyonların bu yapıların dini kimlikleriyle ilgili olmadığını ve yasadışı faaliyetlerinin hedef alındığını belirtse de, bu açıklamalar kamuoyundaki olumsuz algıyı gidermeye yetmedi. Aksine, muhalefetle işbirliği içinde oldukları düşüncesi, toplumun geniş kesimlerinde yaygın bir kanaat haline geldi. Daha da endişe verici olan, operasyonların ilerleyen dönemlerde farklı dini cemaatlere de yönelerek genişleyeceği kaygısıdır. ‘Sıranın kimde olduğu’ algısı, hukuk devleti ilkesine tamamen zıt bir atmosferi yansıtmaktadır.
Laik-Kemalist çevrelerin, bu durumu dini yapıları baskı altına almak için bir fırsat olarak değerlendirdiği de gözlerden kaçmamaktadır. Bu gruplar, tüm dini cemaatlerin sindirilmesi ve imha edilmesi talebini öne çıkarmaktadır. Yaşananlar, her türlü dini oluşumu tehdit olarak gören bu zihniyetin, despotik tutumlarının haklılığını kanıtlamak için bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. İktidarın, 15 Temmuz darbesini ve Kemalist ideolojik dayatmaları göz önünde bulundurarak bu durumu beslemesi, ‘tarikatlar kapatılsın, cemaatler dağıtılsın’ gibi aşırı söylemlerin artmasına yol açmıştır.
Operasyon süreçlerinde, bu yapıların dini anlayışları ve iç yapılarındaki liderlik kültürü hakkında ciddi eleştiriler gündeme gelmiştir. Bu yapıların, genel İslami camia tarafından pek benimsenmediği ve dışlandığı açıktır. Ancak, bu yapıların inanç ve siyasi duruşlarındaki sorunlar, yürütülen operasyonları haklı çıkarmaz. Yasal takibat, bu yapıların inanç ve düşüncelerinden bağımsız olarak, yalnızca işledikleri iddia edilen suçlarla sınırlı olmalıdır. Ancak, kamuoyuna sunulan iddialar tatmin edici olmaktan uzaktır.
Benzer bir durum, DAİŞ operasyonları sırasında da gözlemlenmektedir. ‘Selefi’ eğilimli bireyler ve gruplara yönelik yapılan operasyonlarda, gözaltına alınanların ifadeleri incelendiğinde, çoğunlukla akidevi ve siyasi görüşleri sorgulanmakta, suç teşkil eden eylemlerle ilgili soruların nadir olduğu görülmektedir.
İnsanların dini inançlarının ya da siyasi tutumlarının değerlendirilmesi, polis ya da savcıların işi değildir. Toplum, bu konuda kendi değerlendirmesini yapar. Üstelik, bu ülkede Kemalist ideolojinin her bireye empoze edildiği bir gerçekliktir. Devletin dayattığı bu ideolojik baskının sorgulanmadığı bir ortamda, farklı yapıları düşünce testine tabi tutmak doğru değildir.
Hiçbir grup, yasal dokunulmazlık ya da suç işleme özgürlüğüne sahip olamaz. Hukuk devleti, suçluları kayırmamalı ve masumları cezalandırmamalıdır. Somut bir suç varsa, failin kimliğinden bağımsız olarak soruşturulmalıdır. Ancak, somut delil olmadan kimse keyfi olarak suçlanmamalıdır.
Özellikle soruşturmanın başında, şüpheli konumundaki kişiler hakkında ortaya atılan dedikodu niteliğindeki iddialar, linç kültürüne yol açmaktadır. Bu durum, hukuk devleti olma iddiasını zayıflatmakta ve toplumsal vicdanı yaralamaktadır. Son dönemde aşındırılan bu hassasiyetin korunması gerektiğini vurguluyor, siyasi hesaplar ya da öfke ile hukuk devleti ilkesinden uzaklaşılmaması gerektiğini hatırlatıyoruz.
Rıdvan Kaya
Özgür-Der Genel Başkanı




