Kadın İstihdamı Artacak, Peki Gençler Evlilikte Ne Yapacak?
Kadın istihdamı artarken, gençlerin evlilik ve aile kurma koşulları sorgulanıyor. Hükümetin politikaları arasında çelişkiler var.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, kadınların işgücüne katılımını artırma hedefiyle dikkat çekti. Yılmaz, 2028 yılı itibarıyla kadınların işgücüne katılım oranını %40’ın üzerine çıkarmayı planladıklarını belirtti. Ancak bu hedef, Türkiye’nin mevcut işgücü arzını artırmadan nitelikli iş imkânları yaratmadan gerçekleştirilemeyecek bir durum. Burada asıl mesele, hükümetin istihdam, ücret politikaları ile aile ve gençlik politikalarının ne kadar uyumlu olduğudur.
Türkiye’de işsizlik, özellikle gençler için ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 15-24 yaş aralığındaki gençlerde işsizlik oranı %15,3 seviyesinde. Genç erkeklerde bu oran %11,7’ye düşerken, gençlerin %22,1’i ne eğitimde ne de istihdamda bulunuyor. Genel işsizlik oranı ise Mayıs 2026 itibarıyla %8,2 olarak kaydedildi. Dolayısıyla hükümetin sadece “işgücüne daha fazla insan katalım” yaklaşımı yeterli görünmüyor. Öncelikle, bu yeni iş gücünü istihdam edecek yeni iş sahalarının aynı hızla oluşturulup oluşturulmadığı sorgulanmalıdır.
Mevcut şartlarda, kadınların işgücü arzının artırılması, yeterli ve nitelikli iş alanları yaratılmadan gerçekleşirse, düşük ve orta vasıflı işlerde rekabeti artırabilir. İşverenler, aynı pozisyon için daha fazla başvuru alırken, çalışanların ücret pazarlığı gücü de zayıflayabilir. Bu nedenle, mesele “Kadın çalışsın mı, çalışmasın mı?” sorusuna indirgenmemelidir. Asıl soru, Türkiye’nin işgücüne katılan yeni bireyler için yeterli, aile geçindirebilecek ücretler sunan işler yaratıp yaratamayacağıdır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aile kurumunu güçlendirmek, evlilikleri teşvik etmek ve doğum oranlarını artırmak için çeşitli destek programları uygulamaktadır. Ancak genç bir erkeğin aile kurabilmesi için yalnızca evlilik kredisine değil, düzenli bir işe, yeterli bir gelire ve ekonomik güvenceye de ihtiyacı vardır. İş bulamayan veya asgari ücretle geçinen bir gencin evlenmesi, ev kiralaması ve çocuk sahibi olması beklenemez. Bu nedenle hükümetin aile politikaları ile istihdam politikalarının aynı hedef doğrultusunda değerlendirilmesi gerekmektedir.
Türkiye’de evlilik yaşının yükselmesi ve evlilik oranlarının düşmesi yalnızca kültürel değişimlerle açıklanamaz. Ekonomik koşullar da gençlerin evlilik kararlarında önemli bir rol oynamaktadır. İş bulamayan, bulduğu işte geleceğini göremeyen ve aldığı ücretle temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir genç, nasıl evlilik kararı verebilir? İktidarın aile politikalarında ele alması gereken temel meselelerden biri budur. Evliliği yalnızca kredi ve teşviklerle desteklemek yeterli değildir; gençlerin ekonomik bağımsızlıklarını kazanabilecekleri bir çalışma düzeni oluşturulmalıdır.
Burada eleştiri, kadınların eğitim almasına veya ekonomik faaliyette bulunmasına karşı değildir. Ancak modern ekonomik sistemin aile içindeki kadın ve erkeği sürekli iki ayrı ekonomik aktör olarak görmesi sorgulanmalıdır. Aileyi güçlendirmek isteyen bir sosyal politika, kadın ve erkeği ekonomik rakipler haline getirmek yerine aileyi bir bütün olarak değerlendirmelidir. Dar gelirli ailelerde tek maaşla geçinmek giderek zorlaşmakta, bu nedenle hem anne hem de babanın çalışması çoğu zaman bir tercih değil, zorunluluk haline gelmektedir. Devletin başarısı, “Ailede kaç kişi çalışıyor?” sorusuyla değil, “Bir çalışan ailesini insan onuruna yakışır biçimde geçindirebiliyor mu?” sorusuyla ölçülmelidir.
Türkiye’nin ihtiyacı, kadın ve erkeklerin sınırlı sayıda iş için daha fazla rekabet etmesi değildir. Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla üretim, yatırım, fabrika ve nitelikli istihdamdır. İstihdam pastası büyütülmeden yalnızca işgücüne katılım oranlarını artırmak başarı olarak sunulmamalıdır. Öncelikle milyonlarca yeni iş oluşturulmalı, gençlerin düzenli gelir elde edebileceği ekonomik ortam sağlanmalı ve bir maaşın aile kurmaya yetecek satın alma gücüne ulaşması hedeflenmelidir. Kadınların çalışma hayatındaki tercihleri de aile hayatıyla çatışmayacak şekilde desteklenmelidir.
AK Parti yönetiminin kendi politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerekiyor. Bir yandan “Gençler evlensin, aile güçlensin, çocuk sayısı artsın” denirken, diğer yandan kadınların işgücüne katılımını artırmak temel ekonomik hedeflerden biri haline getirilmektedir. Burada hükümetin cevaplaması gereken soru açıktır: Aileyi ekonomik olarak ayakta tutacak istihdam modeli nedir? Kadınların çalışmasını teşvik ederken yeni istihdam alanları aynı hızda büyütülmüyorsa, genç erkeklerin iş bulma ve aile kurma imkânları üzerindeki olası sonuçları da dikkate alınmalıdır.
Nüfus meselesi Türkiye için ciddi bir konudur. Ancak evlilik oranlarını artırmanın yolu sadece maddi teşviklerden geçmez. Gençlere iş, gelir, konut ve gelecek güvencesi verilmeden aile politikalarında kalıcı başarı beklemek zordur. Dolayısıyla hükümetin kadın istihdamına ilişkin hedefleri, genç erkeklerin istihdamı ve aile kurma koşullarıyla birlikte ele alınmalıdır. Aksi takdirde, evliliği teşvik eden, ancak gençleri ekonomik olarak evlilikten uzaklaştıran bir çalışma düzeni destekleyen çelişkili bir tablo ortaya çıkabilir. AK Parti’nin yapması gereken, kadın ve erkeği sınırlı sayıda işler için daha fazla rekabete sokmak değil, her ikisine de yetecek kadar güçlü bir üretim ve istihdam ekonomisi kurmaktır. Çünkü aileyi gerçekten güçlendirecek politika yalnızca işgücüne katılım oranını artırmak değildir. Asıl hedef, bir gencin çalışarak evlenebileceği, yuva kurabileceği ve ailesini geçindirebileceği bir Türkiye olmalıdır.




