İran Rejiminin Direnişi ve Pezeşkiyan’ın Açıklamaları
İran rejimi, saldırılara karşı direnişini sürdürüyor. Pezeşkiyan, komşulara yönelik saldırıların olmayacağını açıkladı.
Resul Tosun / Star
Ne ABD dosttur, ne Rusya ne de Çin!
ABD’nin, terör devleti İsrail’in yanında yer alarak İran rejimini kısa sürede devireceği umudu, aradan geçen bir haftada gerçekleşmedi. İran, hem varlığını sürdürmekte hem de toparlanma sinyalleri vermektedir.
İsrail’de halk sığınaklarda kalırken, İran halkı bombalara rağmen meydanlarda toplanmaya devam ediyor. Evet, İsrail ve ABD, İran’a önemli zararlar vermiştir; ancak sekiz gün geçmesine rağmen savaşı kazanamamışlardır. Bunun üzerine, komşu ülkeleri İran aleyhine kışkırtmaya yönelik çeşitli yöntemlere başvurmuşlardır.
İran, ABD üslerine saldıracağını önceden bildirmişti; fakat bu saldırıların yanı sıra, bölgedeki sivil alanlara yönelik füze ve dron saldırıları düzenlenmesi, savaşın genişlemesine zemin hazırlamıştır. İran, Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine ve Türkiye’ye yönelik saldırıların kendisi tarafından yapılmadığını açıkça belirtmiştir. Bu tür eylemlerin arkasında MOSSAD ve CIA’nın bulunduğu anlaşılmaktadır.
Savaşın ilk günlerinde İran, ağır kayıplar vermiş ve bu durum, CIA ve MOSSAD bağlantılı unsurların benzer saldırılar düzenlemesini kolaylaştırmış olabilir. Ancak İran, durumu toparlayarak komşularına yönelik saldırıların olmayacağını ve yaşananlar için özür dilediğini Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan aracılığıyla duyurdu. Bu, devlet aklının bir yansımasıdır.
Savaş halindeyken yeni cepheler açmak, hangi devletin aklına yatabilir ki? Saldırganlar, rejimi deviremeyince, İran içindeki farklı etnik grupları isyana teşvik etmeye başladılar. Ancak yönetim, bu tür girişimlere karşı da göz açtırmayacaktır.
İran’ın savaşta bu kadar ağır kayıplar vermesinin ardında, CIA ve MOSSAD’ın etkisi net bir şekilde görülmektedir. İran’ın en korunaklı merkezlerinden biri olan İsmail Heniyye, nokta atışıyla hedef alınarak şehit edilmiştir. Bu durum, İsrail ve ABD’nin içerdeki unsurlarının etkisini ortaya koymaktadır.
İran yönetimi, masum değildir; ancak bu savaşta saldıran taraf ABD ve İsrail’dir. İran, kendini savunan taraftır ve direnişi meşrudur. İran’ın istikrarı, özellikle Türkiye’yi doğrudan etkilemektedir. Bu saldırılara karşı çıkmak, İran rejiminin yanında durmak anlamına gelmez; aksine, hakkın ve hukukun yanında durmak adaletin gereğidir.
Bir ilkokula yapılan saldırının ardından tekrar bombalayarak 165 çocuğu kasten öldürenlerin yanında durmak, ne insanî ne de İslamî bir tutumdur. İran rejiminin hatalarını öne çıkararak Siyonist saldırıları haklı görmek, ahlaki açıdan kabul edilemez. Öfkemizin bizi adaletsizliğe sürüklememesi gerektiği, Kur’an’ın bir emridir.
Bu savaş, Müslümanların kendilerinden başka dostlarının olmadığını bir kez daha göstermiştir. ABD, Körfez ülkelerini koruyamadı. Çin ve Rusya da İran’a yardım etmedi. Gerçek şu ki, ne ABD dosttur, ne Rusya ne de Çin!
ABD, bu savaşı kazanamayacak ve dünya üzerindeki itibarını kaybedecektir. İran üzerinde hakimiyet kurmak, karadan işgal edilmedikçe mümkün değildir. Daha önce Irak’ı İran’a saldırttılar; sekiz yıl boyunca her türlü desteği vermelerine rağmen bir adım bile ilerleyemediler.
Türkiye ve bölge ülkelerinin bu konuda temkinli davranması önemlidir. Pezeşkiyan’ın, “Geçici Liderlik Konseyi’nde, onlardan bize saldırı gelmediği müddetçe komşu ülkelerin hedef alınmaması ve füze fırlatılmaması kararı alındı” açıklaması, İran’ın makul bir tutum sergilediğini ve tuzağı fark ettiğini göstermektedir. Bu tuzak bozulmuştur ve ABD, bundan sonraki adımlarını dikkatlice planlamak zorundadır.
Onlar bir tuzak kurabilirler, fakat hepsinin fevkinde tuzakları bozan bir güç vardır!




