Batı Hayranlığı ve ‘Ev Zencisi’ Kompleksi Üzerine Bir Değerlendirme
Vahdettin İnce, Batı hayranlığı ve ‘ev zencisi’ kompleksi üzerine eleştirilerde bulunuyor.
Vahdettin İnce/Star
Ev zencisinin ağrıyacak bir başı yok ki utanacak bir yüzü olsun
Malcolm X’in hayatını anlatan bir filmde duyduğum bir benzetme oldukça çarpıcı. Malcolm, “İki zenci vardır; biri tarla zencisi, diğeri ev zencisidir. Tarla zencisi özgürlüğü için sürekli mücadele ederken, ev zencisi efendisinin kişiliğinde kaybolur. Efendisi başı ağrıdığında, hemen ‘Başımız mı ağrıyor?’ diye atılır. Artık kendine ait bir kimliği kalmamıştır; her şey efendisinin etrafında döner. Bu durum, kendini kaybetmiş bir insanı temsil eder” diyor.
Bu benzetme, Batı medeniyetinin etkisinin görüldüğü her yerde geçerli bir olgudur. Batı, girdiği her toplumda mutlaka kendi ‘ev zencilerini’ yaratır. Tarla zencilerinin özgürlüğünü kısıtlayan en büyük engel, efendilerinin isteklerine göre şekillenen ve kendi kimliğini yitiren bu ev zencileridir. Onlar, efendilerinin kıyafetlerini, dillerini ve kültürel unsurlarını kendi kimlikleriymiş gibi benimserler. Efendileri giderken, onların bıraktığı değerleri korumak için adeta birer bekçi gibi hareket ederler. Örneğin, Batı’nın belirlediği kıyafetler evrensel kabul edilirken, kendi kültürlerinin unsurları yerel ve geri kalmış olarak damgalanır.
Ülkemiz, Batı medeniyetinin hem askeri hem de kültürel işgaline uğramıştır. Bu nedenle, ‘fenafilçağdaşlık’ olarak adlandırılan bir durumla karşı karşıyayız. Bu ev zencileri, Batı’nın tarihini ve medeniyetini her şeyin başlangıcı olarak görürler. Batı dışındaki her şey ise ilkel ve geridir. Batı’nın onayını almayan bir dil veya kıyafet, bu ev zencileri için kabul edilemez. Batı standartlarına uymayan her şey karşısında dehşet içinde kalırlar.
Ülkemizde bu ev zencilerinin organize olduğu bir yapı da mevcuttur. Partileri, medya ve kültürel alan üzerindeki etkileri ile zaman zaman iktidara gelebiliyorlar. Yasalar, hala efendilerinin isteklerine uygun şekilde düzenlenmiştir. Ancak bu durumun farkında bile değillerdir.
Son günlerde, geleneksel Anadolu kıyafeti giyen Eskişehir-Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş’e yönelik bir eleştiri dikkat çekti. Bu ev zencisi, başkanın kıyafetini ilkel ve geri kalmış bir tavırla eleştirerek, bu kıyafetin sadece ahırda giyilebileceğini savundu. Bu durum, milliyetçi bir partinin mensubu olan kişinin tutumuyla çelişiyor.
Sa’d-i Şirazi’nin bir hikayesi akla geliyor: Kış günü bir zencinin karlar üzerinde yuvarlandığını görenler, ona ne yaptığını sorarlar. Zenci, “Beyazlaşmak istiyorum” der. Ancak, karın kararması mümkün olsa da, onun beyazlaşması imkansızdır.
Batı medeniyetinin köleci yapısı, insanları böyle komplekslere sokar. Kendi değerlerini, kıyafetlerini ve dillerini yetersiz gören insanlar, bunlardan kurtulma çabası içerisine girerler. Hatta bazıları, derilerinin renginden bile kurtulma arzusu taşır.
Bir arkadaşımın anlattığı bir olay, bu durumu gözler önüne seriyor. Türkçe bilmeyen annesini doktora götüren bir adam, Kürt bir doktorla karşılaşır. Doktor, klasik muayene sözlerini Kürtçe söyler. Anne, bu duruma tepki göstererek, “Seni doktora götüreceğim dedin, beni bir Kürde getirdin” der. Bu, durumun en masum örneklerinden biri.




