Eğitim: Çocuklarımızı Eğitiyor muyuz, Öğütüyor muyuz?

Eğitim sisteminin başarısı yalnızca notlarla ölçülemiyor. İnsicam Dergisi, çocukların akademik başarıyla şahsiyet arasında nasıl yetiştirileceğini ele alıyor.

Aylık yayımlanan ve Genel Yayın Yönetmenliğini iktisatçı-yazar Prof. Dr. Mustafa Özel’in üstlendiği İnsicam Dergisi, Eylül 2026 sayısında eğitim meselesini farklı yönleriyle ele aldı. Yeni eğitim öğretim yılı başlarken dergide; çocukların nasıl yetiştirileceği, öğretmenlerin sorumlulukları, okul koridorlarında yaşananlar ve başarı kavramının yalnızca notlarla sınırlanıp sınırlanamayacağı gibi sorulara odaklanıldı.

Çalışmanın merkezindeki temel soru ise şu oldu: Çocukları hayata hazırlarken gerçekten eğitiyor muyuz, yoksa onları başarı baskısı altında öğütüyor muyuz?

Başarı ile şahsiyet birlikte düşünülmeli

Eğitimci-yazar Dr. Musa Mert, derginin Eylül 2026 sayısında yayımlanan “Eğitiyor muyuz, Öğütüyor muyuz? Okullarımız İyi İnsan Yetiştirebiliyor mu?” başlıklı yazısında, eğitim hayatındaki otuz yılı aşkın deneyiminden hareketle kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Mert’e göre ailelerin çocuklarının sınavlarda başarılı olmasını istemesi anlaşılır bir beklenti. Günümüz şartlarında iyi bir eğitim, meslek sahibi olmak ve ekonomik bağımsızlık büyük ölçüde akademik başarıyla ilişkilendiriliyor. Ancak asıl değerlendirilmesi gereken, çocuğun başarıya ulaşırken nasıl bir insana dönüştüğü.

Çocuklara yıllarca “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusunun yöneltildiğini belirten Mert, bu sorunun yanında “Kim olacaksın?” sorusunun da sorulması gerektiğini vurguluyor. Bir öğrencinin doktor, hâkim, öğretmen ya da yönetici olması kadar, sahip olduğu bilgiyi hangi değerler doğrultusunda kullanacağı da önem taşıyor.

Yazıda akademik donanım ile şahsiyet, insanın iki kanadı olarak tanımlanıyor. Bilgi kişiye güç kazandırırken şahsiyet, bu gücün hangi yönde kullanılacağını belirliyor. Çocuğa imkân sunulup vicdan ve sorumluluk duygusu kazandırılamıyorsa eğitim sürecinin eksik kaldığı ifade ediliyor.

Değerler eğitiminin yalnızca ders kitaplarında anlatılan kavramlardan ibaret olmadığına dikkat çekilen yazıda, okulların gerçekte neyi ödüllendirdiğinin belirleyici olduğu belirtiliyor. Sınavda yüksek derece yapan öğrencinin görünür hâle getirildiği kadar, bulduğu parayı sahibine teslim eden, dışlanan arkadaşının yanında duran veya haksızlık karşısında doğruyu savunan çocukların da takdir edilmesi gerektiği kaydediliyor.

Çocukların yetişkinlerin sözlerinden önce önem verdikleri davranışları gözlemlediği belirtilirken, dürüstlük, adalet, merhamet ve yardımlaşma gibi değerlerin yalnızca anlatılmasının yeterli olmayacağı ifade ediliyor. Öğrencinin adaleti okulda görmesi, hata yaptığında aşağılanmaması ve dürüst davrandığında cezalandırılmış hissetmemesi gerektiği vurgulanıyor.

Değişim okulun günlük hayatında başlamalı

Yazıya göre derslerde aktarılan değerlerle okulda yaşanan gerçeklik çeliştiğinde öğrenciler cümlelere değil, deneyimlerine inanıyor. Bu nedenle okulun asıl müfredatının koridorlarda, sınıflarda ve günlük ilişkilerde şekillendiği belirtiliyor.

Okulların akademik başarıyla birlikte emeği, nezaketi, sorumluluğu ve arkadaşına sahip çıkmayı da görünür kılması gerektiği ifade ediliyor. Öğretmenlerin velileri yalnızca not düşüşleri veya sınav sonuçları hakkında bilgilendirmek yerine, öğrencilerin sergilediği olumlu davranışları da paylaşmasının değerli olacağı aktarılıyor. Çünkü görülen ve takdir edilen iyilik, diğer öğrenciler için de örnek hâline gelebiliyor.

Bu yaklaşım, değerler eğitiminin en etkili biçiminin uzun nasihatler değil, öğrencilerin içinde yaşadığı adil ve güvenli okul ortamı olduğunu ortaya koyuyor.

Çocukluk, başarı yarışına feda edilmemeli

Eğitim sisteminin sınav, rekabet, üniversite ve istihdam kaygılarını göz ardı edemeyeceği belirtiliyor. Bununla birlikte okul, kurs, ödev, deneme ve etüt döngüsünün çocuğun bütün hayatını kuşatmasının da sağlıklı olmadığına dikkat çekiliyor.

Çocukların akademik açıdan gelişirken oyun oynamaya, spor yapmaya, kitap okumaya, sanatla ilgilenmeye, üretmeye ve sosyal sorumluluk faaliyetlerine katılmaya da zaman ayırması gerektiği ifade ediliyor. Çocukluğun, yetişkinliğe hazırlanılan bir bekleme dönemi olmadığı vurgulanırken; sanat, edebiyat, drama, spor ve öğrenci topluluklarının okulun tali unsurları olmaktan çıkarılması öneriliyor.

Her çocuğun aynı alanda başarılı olmasının beklenemeyeceği belirtilen yazıda, okulun görevinin yalnızca başarılı öğrencileri daha ileri taşımak olmadığı kaydediliyor. Asıl maharetin, henüz kendini gösterecek bir alan bulamamış öğrencinin yeteneğini ve içindeki potansiyeli keşfedebilmek olduğu ifade ediliyor.

İyiliğin de öğrenciler için bir çekim alanı olmalı

Çocukların bugün yalnızca ailelerini ve öğretmenlerini değil, arkadaşlarını, dijital içerik üreticilerini, sanatçıları, oyuncuları ve dizileri de takip ettiği belirtiliyor. Gençlerin kimleri itibarlı bulduğu ve nasıl bir hayatı özendirici gördüğü, davranışlarını etkileyen unsurlar arasında yer alıyor.

Bu nedenle gençlere sadece neyi izlememeleri veya kimi örnek almamaları gerektiğini söylemenin yeterli olmadığı vurgulanıyor. Bunun yerine onların katılmak isteyeceği okuma grupları, spor takımları, sanat ve bilim kulüpleri ile sosyal sorumluluk toplulukları oluşturulması gerektiği ifade ediliyor.

İnsicam Dergisi’ndeki değerlendirmede, öğrencilerin kendilerine güvenildiğinde, sorumluluk verildiğinde ve bir topluluğa ait olduklarını hissettiklerinde olumlu yönde değişebildiği aktarılıyor. İyiliğin yalnızca anlatılması değil, öğrencilerin iyiliği yaşayabilecekleri ve değer görecekleri bir çevrenin kurulması gerektiği belirtiliyor.

Okullar ve aileler üç temel soruya yanıt aramalı

Dr. Musa Mert, öğretmenlerin müfredat, sınav, evrak, veli beklentisi ve kalabalık sınıflar gibi çok sayıda yükle karşı karşıya olduğunu kabul ediyor. Ancak konu yetiştirme çabası içinde öğrencinin kendisine ne ölçüde ulaşılabildiğinin de sorgulanması gerektiğini belirtiyor.

Bu doğrultuda her okulun yeni bir sistem veya yönetmelik beklemeden üç soruyu gündemine alması öneriliyor: Okul olarak neyi alkışlıyoruz? Çocuk burada hangi davranışları yaşayarak öğreniyor? Her öğrencinin kendisini değerli hissedebileceği bir alan bulunuyor mu?

Ailelerin de çocuklarının başarılı olmasını isterken nasıl bir insan olarak başarıya ulaşmasını arzu ettiklerini düşünmesi gerektiği ifade ediliyor. Akademik başarıdan vazgeçmeden şahsiyeti koruyan bir eğitim anlayışının kurulması gerektiği vurgulanırken, diplomanın “Ne oldun?” sorusuna cevap verebileceği; “Kim oldun?” sorusunun yanıtını ise öğrencinin hayatının göstereceği belirtiliyor.

Yazının sonunda, çocuğun zihnini geliştirirken kalbini, vicdanını, çocukluğunu ve şahsiyetini küçültmenin eğitim olarak nitelendirilemeyeceği ifade ediliyor. Eğitimin, çocukları geleceğe hazırlarken onların insanî yönlerini koruma sorumluluğunu da taşıdığı belirtiliyor. İnsicam Dergisi’nin Eylül 2026 sayısında yayımlanan değerlendirmeler, eğitim tartışmasının not ve puanların ötesinde ele alınması gerektiğine işaret ediyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu