Mekke Anlaşması: Hangi ülkeler neden rahatsız?
Mekke Anlaşması, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ı ortak savunma zeminiyle buluşturdu. İsrail, Yunanistan ve Hindistan ise gelişmeyi neden kaygıyla izliyor?
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Anlaşması, bölgesel güvenlik dengeleri bakımından öne çıkan gelişmelerden biri oldu. Anlaşmaya göre taraflardan birine yönelik saldırı, diğer iki ülkeye yapılmış kabul edilecek. Metin ayrıca savunma ve güvenlik iş birliğinin geliştirilmesini, savunma sanayisinde ortak projeler yürütülmesini ve terörle mücadelede koordinasyonun artırılmasını öngörüyor.
NATO üyesi Türkiye, nükleer kapasiteye sahip Pakistan ve Körfez’in ekonomik açıdan önde gelen ülkelerinden Suudi Arabistan böylece aynı güvenlik çerçevesinde buluştu. 31 Ağustos’ta İstanbul’da düzenlenen ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Toplantısı’nda yapının resmî adının “Mekke Savunma İttifakı” olduğu açıklandı. Riyad’da daimi bir sekretarya kurulacağı, ilk genel sekreterin ise Pakistan tarafından belirleneceği duyuruldu.
Üç ülke, mekanizmanın herhangi bir devleti hedef almadığını özellikle vurguluyor. Buna karşın anlaşma, daha ilk günlerinden itibaren bazı başkentlerde endişeyle karşılandı. İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli, gelişmeyi “tehlikeli ve endişe verici” olarak nitelendirirken Suudi Arabistan’ın Türkiye’yle birlikte hareket etmeye başlamasını İsrail açısından son derece olumsuz bir gelişme şeklinde değerlendirdi. İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü de anlaşmanın İsrail’in yanı sıra Yunanistan ve Hindistan bakımından kaygı verici sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Yunanistan’da Kathimerini gazetesi anlaşmanın Atina açısından olası etkilerini tartışırken Hindistan’da ise Pakistan’ın kazanabileceği stratejik avantajlar gündeme geldi.
Rahatsızlığın arkasındaki güvenlik ikilemi
İsrail, Yunanistan ve Hindistan’ın anlaşmaya yönelik tepkileri ilk bakışta Türkiye veya Pakistan’ın güç kazanmasıyla açıklanabilir. Ancak Suudi Arabistan’ın bu üç ülkeyle aynı ölçüde tehdit algısı içinde olmadığı görülüyor. Özellikle Yunanistan ve Hindistan’ın Riyad’la güçlü siyasi ve ekonomik ilişkileri bulunuyor. Bu nedenle rahatsızlığı anlaşmanın bütün taraflarına eşit biçimde yöneltmek yerine, uluslararası ilişkilerde “güvenlik ikilemi” olarak tanımlanan süreç üzerinden değerlendirmek gerekiyor.
Güvenlik ikilemi, bir devletin kendi güvenliğini artırmak amacıyla attığı adımların başka ülkeler tarafından tehdit olarak algılanması anlamına geliyor. Savunma kapasitesini büyüten veya yeni ortaklıklar kuran bir ülke kendisini daha güvende hissederken, karşı taraf aynı gelişmeyi potansiyel risk kabul ederek benzer adımlar atabiliyor. Böylece tarafların güvenlik arayışları birbirini tetikleyen bir sarmala dönüşebiliyor.
Mekke Anlaşması’nı imzalayan üç ülke, düzenlemeyi kolektif caydırıcılığı ve kendi güvenliklerini güçlendiren savunmacı bir yapı olarak görüyor. Ancak İsrail, Yunanistan ve Hindistan aynı oluşumu, Türkiye ve Pakistan’ın bölgesel hareket alanını genişletebilecek bir gelişme şeklinde değerlendiriyor.
İsrail ve Yunanistan’ın Türkiye kaygısı
İsrail açısından temel mesele, Türkiye’yle son yıllarda giderek sertleşen rekabet. Gazze’deki gelişmeler Ankara ile Tel Aviv arasındaki gerilimi artırırken, iki ülke Suriye başta olmak üzere çeşitli bölgesel başlıklarda daha sık karşı karşıya geliyor. Bu nedenle İsrail, Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu artırabilecek her yeni iş birliğini yakından izliyor.
Tel Aviv’in Mekke Anlaşması’na yönelik kaygısı da bu çerçevede şekilleniyor. Türkiye, mevcut askerî kapasitesine Suudi Arabistan ve Pakistan’la daha kurumsal bir güvenlik ilişkisini ekliyor. Pakistan’ın nükleer silahlara sahip olması dikkat çekse de anlaşmanın otomatik olarak Türkiye veya Suudi Arabistan için bir “nükleer şemsiye” oluşturduğunu söylemek mümkün değil. İsrail açısından asıl mesele, Türkiye’nin gelecekte Pakistan’ın nükleer kapasitesinden yararlanması değil; Ankara’nın daha geniş bir güvenlik ağı kurarak bölgesel etkinliğini artırma ihtimali.
Yunanistan’da da benzer bir güvenlik refleksi görülüyor. Ege, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki uzun süreli anlaşmazlıklar nedeniyle Türkiye’nin askerî ve diplomatik kapasitesindeki değişimler Atina tarafından yakından takip ediliyor. Mekke Anlaşması, Türkiye’nin bağlantılarını Doğu Akdeniz’in ötesine, Körfez’e ve Güney Asya’ya taşıyan yeni bir hat oluşturduğu için Yunanistan’ın endişelerini artırıyor. Yunan basınında, anlaşmanın Atina açısından olumsuz yan etkiler doğurabileceği ve İsrail ile Hindistan’la iş birliğinin derinleştirilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmeler öne çıkıyor.
Hindistan’ın odağında Pakistan var
Hindistan’ın yaklaşımını belirleyen temel unsur ise Pakistan’la süregelen rekabet. 1947’den bu yana Keşmir sorunu, sınır çatışmaları ve iki ülkenin nükleer silahlara sahip olması, Güney Asya’daki karşılıklı tehdit algısını kalıcı hale getirdi. Bu nedenle Pakistan’ın askerî veya siyasi açıdan güç kazanması, Yeni Delhi tarafından doğrudan Hindistan’ın güvenliğiyle ilgili bir gelişme olarak görülüyor.
Mekke Anlaşması, Pakistan’ı yalnızca Güney Asya’daki kapasitesiyle değil, Türkiye ve Suudi Arabistan’la kurduğu yeni güvenlik ilişkileriyle de daha geniş bir bölgesel denklemin parçası haline getiriyor. Hindistan’daki değerlendirmelerde, bu durumun Pakistan’ın Batı Asya’daki güvenlik mimarisindeki ağırlığını artırabileceği ve iki ülke arasındaki rekabette Yeni Delhi’yi dezavantajlı konuma sürükleyebileceği belirtiliyor.
Bangladeş’in Mekke Anlaşması’na katılma ihtimaline dair açıklamalar da Hindistan’ın kaygılarını artırıyor. Pakistan ile Bangladeş’in aynı güvenlik mekanizmasında yer alması, Hindistan’ın yakın çevresindeki güç dağılımını etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle anlaşmanın genişleme olasılığı, Yeni Delhi açısından yalnızca Pakistan’ın diplomatik kazanımı değil, bölgesel dengeleri değiştirebilecek stratejik bir adım niteliği taşıyor.
Karşılıklı bloklaşma ihtimali
Mekke Anlaşması, tarafları arasındaki savunma iş birliğini güçlendirirken, gelişmeden rahatsızlık duyan ülkelerin de birbirine yaklaşmasına yol açabilir. İsrail ve Yunanistan son yıllarda Doğu Akdeniz’de güvenlik ilişkilerini derinleştirirken, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de bu iş birliğinin parçalarından biri olarak öne çıkıyor. Hindistan’ın İsrail ve Yunanistan’la geliştirdiği ilişkiler dikkate alındığında, bu ülkeler arasındaki güvenlik temelli temasların daha kapsamlı hale gelmesi ihtimali bulunuyor.
Yunan basınında Mekke Anlaşması sonrasında Yunanistan, İsrail ve Hindistan arasındaki iş birliğinin karşıt bir birliktelik anlayışıyla güçlendirilebileceği tartışılıyor. İsrail Diaspora Bakanı Chikli’nin, anlaşmanın ardından Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle güvenlik bağlarının pekiştirilmesi gerektiğini söylemesi de bu arayışın işaretlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Hindistan’ın bu denkleme daha güçlü biçimde dahil olması halinde Doğu Akdeniz ile Güney Asya’yı birbirine bağlayan yeni bir stratejik gruplaşma ortaya çıkabilir.
Sonuç olarak Mekke Anlaşması, üç imzacı ülke açısından ortak caydırıcılığı artırmayı amaçlayan bir güvenlik düzenlemesi olarak sunuluyor. Ancak anlaşmanın bölgesel etkisi, tarafların beyanlarıyla sınırlı kalmayabilir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki iş birliği derinleştikçe, İsrail, Yunanistan ve Hindistan’ın da mevcut ortaklıklarını güçlendirme arayışına girmesi, bölgedeki güvenlik rekabetini daha karmaşık hale getirebilir.




