İslami Amel Cephesi Lideri: Amerika’ya Uşaklık Yapanlar Direnişi Suçluyor

Züheyr el-Cuayid, Lübnan’daki direnişin mezhepsel bir çerçeveye hapsedilemeyeceğini vurguladı ve Amerika’ya uşaklık yapanları eleştirdi.

Lübnan merkezli İslami Amel Cephesi Genel Sekreteri Züheyr el-Cuayid, ülkedeki direniş deneyimlerine dayanarak Şii ve Sünni mezheplerinin ortak bir mücadele içinde olduğunu ifade etti. Merhum İslam düşünürü Fethi Yeken tarafından kurulan bu yapı, Sünni direniş gruplarını bir araya getirmeyi amaçlıyor. Cuayid, Siyonist işgale karşı direnişin yalnızca mezhepsel bir bağlamda ele alınamayacağını vurguladı.

Direnişin sadece Şiilere ait olduğu yönündeki propagandaların, Sünni dünyayı bu mücadeleden uzaklaştırmayı hedeflediğini belirten Cuayid, “Biz burada kök salmış durumdayız. Direnişin temellerini atanlar bizleriz” dedi. 1948 yılında Sünni gençlerin Filistin’i savunmak için harekete geçtiğini hatırlatan Cuayid, 1982 yılında kurulan Fecr Kuvvetleri’nin İsrail’in Sayda’dan çıkarılmasında önemli bir rol oynadığını belirtti. Bu güç, bugün de İsrail’e karşı savaşmaya devam ediyor ve deniz operasyonlarında şehitler vermekte.

Cuayid, Siyonist medyanın ve benzer bir dil kullanan Arap kanallarının yürüttüğü mezhepçi algı operasyonlarına dikkat çekti. Sınır hattındaki yıkımları örnek vererek, “Yıkılan ilk caminin Yarun’daki Sünni camisi olduğunu bildirmek istedim. Yarun ve Mervahin Sünni köyleridir. 2024 savaşında ilk olarak buradan başladılar. Cephe hattındaki tüm Sünni camilerin yıkıldığını biliyor musunuz?” şeklinde konuştu.

Şebaa Çiftlikleri’nin durumu hakkında da bilgi veren Cuayid, bu arazilerin büyük kısmının Lübnan’daki Sünni İslami Vakfı’na ait olduğunu belirtti. Cuayid, bu toprakların yoksul Müslümanlar için tarıma açılması gerektiğini vurguladı ve bu arazilerin kurtarılmasının Sünni müftülerin ve kurumların sorumluluğu olduğunu ifade etti.

Cuayid, Körfez destekli medyanın Lübnan’da yaratmaya çalıştığı mezhepsel çatışmanın halk arasında başarısız olduğunu da dile getirdi. Savaşın başlangıcında Sünni bölgelerin gösterdiği dayanışmayı örneklerle aktaran Cuayid, “Saldırıların artmasıyla yerlerinden edilen 1 milyon 200 bin Şii, Sünni ve Dürzi bölgelerde misafir edildi” dedi. Halkın bu duruma ferasetle yaklaştığını belirten Cuayid, Sünnilerin Şiileri kucakladığını ve mezhepsel bir ayrım gözetmeden yardımlaştıklarını ifade etti.

Cuayid, Direnişi “İrancılıkla” suçlayanların çelişkilerine de dikkat çekti. Lübnan’daki siyasi çürümenin dış müdahalelerle bağlantılı olduğunu belirten Cuayid, “Çantalar dolusu parayla gelip bir cumhurbaşkanı, bir genelkurmay başkanı ve bir başbakan satın almaya kalktılar” dedi. Lübnan’ın siyasi liderlerinin Filistin davasını satmak üzere göreve getirildiğini belirten Cuayid, Sünni sokağın gücünün asıl direnişle ölçüldüğünü vurguladı.

Körfez sermayesinin Direniş’i zayıflatmak için harcadığı bütçeleri eleştiren Cuayid, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın itiraflarına atıfta bulunarak, “Muhammed bin Selman ’21 milyar dolar ödedik’ diyor. Ancak bu paranın nereye gittiğini sorgulamak lazım” dedi. Paranın Suudi Arabistan, BAE ve Katar’da olduğunu belirten Cuayid, Direniş alimlerinin mal ve mülk peşinde koşmadığını, aksine Körfez ülkelerine hizmet edenlerin refah içinde yaşadığını hatırlattı.

BAE’nin normalleşme kararının ardından bazı din adamlarının nasıl bir tutum sergilediğini de eleştiren Cuayid, bu kişilerin Filistinlilere yardım toplarken gösterdikleri ikiyüzlülüğü dile getirdi. Cuayid, “Bu kanallar Filistinlilere yardım toplamak için yayın yaparken, BAE normalleşme kararı aldığında aniden Filistinlilere küfretmeye başladılar” dedi.

Cuayid, Güney Lübnan’daki direnişçileri dış bağlantılı olmakla suçlayan yerli işbirlikçilere de sert bir yanıt verdi. Siyasi bir duruş uğruna vatan savunmasının karalandığını belirten Cuayid, “Hizbullah bir İran fraksiyonudur” diyenlerin, hayatları boyunca Amerikan ya da Körfez uşaklığı yapanlar olduğunu ifade etti. Cuayid, Filistin Direnişi’nin geçmişteki varlığına atıfta bulunarak, bugünkü direnişçilerin desteklenmesi gerektiğinin altını çizdi.

Röportajında Lübnan’daki sağcı Hristiyan partilerin, özellikle Semir Caca liderliğindeki Lübnan Güçleri’nin Direniş’e karşı yürüttüğü siyasetin bölge Hristiyanları için taşıdığı tehditleri de dile getiren Cuayid, Batı’nın sahte vaatlerine aldanan Hristiyan kitlelere tarihi ve dini referanslarla seslendi. Cuayid, “Trump kendini Hz. İsa’nın yerine koyuyor. Hristiyanlıkta ilahlık mertebesine varan bir konuma soyundu. Ancak Kudüs’e bakın, Hristiyanların ibadetleri yasaklanıyor” dedi. Batı medyasının Mescid-i Aksa’daki ihlalleri gizlediğini belirten Cuayid, Hristiyan inancına göre en kutsal olan Hz. İsa’ya komplo kuranların Yahudiler olduğunu hatırlatarak, Hristiyanların bu durumu sorgulaması gerektiğini ifade etti.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu