Avrupa’da Aşırı Sağın Yükselişi: Marjinalden Merkeze Geçiş

Avrupa’da aşırı sağın yükselişi, göç politikaları ve siyasi iş birlikleri üzerinden etkisini artırıyor.

Kuzey Afrika’daki İspanyol toprağı Ceuta sınırında yaşanan kitlesel göç olayları, Avrupa’nın siyasi yapısında gözlemlenen derin dönüşümleri yeniden gün yüzüne çıkardı. Aşırı sağ partilerin, göçü egemenlik, güvenlik ve kimlik açısından bir tehdit olarak sunan söylemleri, merkez partilerin politikalarını ve söylemlerini doğrudan etkiliyor. İngiliz basınında yer alan analizler, aşırı sağ hareketlerin hükümet kurmasına gerek kalmadan yasama organları ve kamuoyu gündemini yönlendirme yeteneğine ulaştığını ortaya koyuyor.

The Guardian gazetesinde yayımlanan bir değerlendirmeye göre, Avrupa Birliği’nin tarihi vaadi olan “hiçbir çoğunluğun azınlıkları dışlama hakkına sahip olamayacağı” ilkesi ciddi bir aşınma sürecine girmiş durumda. Geçmişte merkez sağ, sosyalistler, liberaller ve yeşiller arasında oluşturulan siyasi güvenlik duvarı, pragmatik iş birlikleriyle aşılmış durumda.

Avrupa Parlamentosu’ndaki en büyük siyasi grup olan Avrupa Halk Partisi (EPP), merkez partilerin onaylamadığı sert yasa tasarılarını geçirmek için aşırı sağ ve milliyetçi bloklarla iş birliği yapıyor. Bu iş birliğinin en belirgin örneği, göçmenlerin AB dışındaki üçüncü ülkelerdeki gözaltı merkezlerine sınır dışı edilmesine olanak tanıyan yeni geri gönderme düzenlemeleri oldu. EPP’nin 2024’ten bu yana aşırı sağ gruplarla 20’den fazla ortak oy kullandığı kaydedildi. Bu durum, aşırı sağın iktidara gelmeden de kendi gündemini yasalaştırma başarısını gösteriyor.

The Telegraph’ta yer alan bir başka değerlendirme, sınır krizlerinin dijital platformlarda aşırı sağcı “Büyük Değişim” komplo teorisinin yayılmasına zemin hazırladığını vurguluyor. Bu anlatı, göç hareketlerini ekonomik ve siyasi faktörlerden bağımsız olarak, Batı toplumlarının demografik yapısını değiştirmeyi amaçlayan gizli bir plan olarak sunuyor. Londra merkezli King’s College tarafından yapılan bir araştırma, her üç İngiliz vatandaşından birinin bu komplo teorisini “kesinlikle veya muhtemelen doğru” bulduğunu gösteriyor. Christchurch ve Pittsburgh saldırılarında da görüldüğü üzere, aşırı sağcı grupların internet üzerinden yaydığı bu tür ırkçı anlatılar, şiddet eylemlerine zemin hazırlama riski taşıyor.

Financial Times, Avrupa’daki aşırı sağ ile ABD’deki “MAGA” hareketi arasındaki çelişkili ilişkiye dikkat çekiyor. Almanya için Alternatif (AfD) partisi içinde Donald Trump’a duyulan hayranlık öne çıksa da, partinin radikal ve milliyetçi kanadı, Washington ile yakınlaşmanın getireceği maliyetlerden endişe ediyor. ABD yönetiminin ticaret tarifeleri ve dış politika kararları, bağımsızlık ve ulusal egemenlik iddiasındaki milliyetçi partilerin Amerikan modeliyle yan yana görünmesini zorlaştırıyor. Buna rağmen AfD yönetimi, iç istihbaratın partiyi “aşırı sağcı” olarak sınıflandırması ve olası kapatma tartışmalarına karşı Atlantik ötesinden siyasi destek arayışını sürdürüyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu