Mekke Paktı: Ortadoğu’da Yeni Güç Dinamikleri

Mekke Paktı, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yeni bir güç dengesi oluşturuyor. Bölgedeki güvenlik dinamikleri değişiyor.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, uluslararası basında geniş yankı buldu. Bu ittifakın, bölgedeki güç dengelerini önemli ölçüde değiştireceği yönünde genel bir görüş birliği var. Frankfurter Rundschau gazetesi, Suudi Arabistan’ın, İran ile olan çatışma sırasında ABD’ye güvenmenin yanlış olduğunu anladığını belirtiyor.

Gazete, Suudi Arabistan’ın bu anlaşma ile Türkiye ve Pakistan ile birlikte bölgedeki güvenlik yapısını yeniden inşa ettiğini vurguluyor. Üç ülkenin, ABD ve İsrail’in, İran savaşından çıkardıkları derslerle hareket ettiğini ifade ediyor. Suudi Arabistan, güvenlik politikalarında Washington’a olan güvenin azaldığını fark etmiş durumda. Bu durum, aynı zamanda ABD’ye bir eleştiri olarak da değerlendirilebilir. ABD için olumsuz bir gelişme ise, Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen ateşkes görüşmelerinden çekilmesi olabilir.

Pakistan, bu anlaşma ile birlikte, Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirerek İran’a karşı bir caydırıcılık unsuru haline geliyor. İran ve müttefikleri, bölgede uzun süreli kargaşaya neden olan unsurlar olarak kalmaya devam ediyor. Augsburger Allgemeine, bu anlaşmanın Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü, Pakistan’ın nükleer silah kapasitesi ve Türkiye’nin güçlü ordusunun birleşimi olduğunu belirtiyor.

Mekke Paktı, ilk ciddi sınavını Yemen’deki İran destekli Husi isyancılarının Suudi Arabistan’daki bir petrol rafinerisine düzenlediği saldırı ile yaşayacak. Bu saldırının nispeten zararsız olması, Türkiye ve Pakistan’ın olaya müdahil olmaktan kaçınabileceğini gösteriyor. Ancak bu tür saldırıların devam edeceği de aşikar. Anlaşma, bölge devletlerinin ciddi bir durumda ABD tarafından korunacaklarına dair inançlarının azaldığını ortaya koyuyor. Suudi Arabistan, bu nedenle nükleer bir güç olan Pakistan ve güçlü bir orduya sahip Türkiye ile işbirliği yapma yoluna gitmiştir. Mısır’ın da bu ittifaka katılması bekleniyor.

Spiegel, Mekke Anlaşması’nın, Ortadoğu’da ABD-İsrail ittifakı ile İran liderliğindeki Şii bloğunun ardından üçüncü bir gücün ortaya çıktığını belirtiyor. Mekke Savunma Paktı, İran savaşının ve Körfez’deki güvensizliğin bir sonucu olarak değerlendiriliyor. ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş, Arap ülkelerini hedef haline getirdi. İran’dan gelen saldırılar, Suudi Arabistan’ın savunmasızlığını gözler önüne seriyor. Riyad, kritik tesislerini korumak için hava savunma sistemlerini güçlendirme çabası içinde. Bu bağlamda, Türk savunma sanayisine yatırım yapma isteği de artıyor.

Ankara, hızlı bir şekilde büyüyen savunma sanayisi ve askeri tecrübesi ile bölgedeki siyasi nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Pakistan ise büyük bir ordu ve nükleer kapasite ile bu ittifaka katkı sağlıyor. Ancak bu nükleer şemsiyenin Suudi Arabistan ve Türkiye’yi gerçekten koruyup korumayacağı belirsiz. Yine de, caydırıcılığın çoğu zaman olasılıklar üzerinden işlediği göz önünde bulundurulmalı.

Mekke Paktı, ABD’nin öngörülemezliğine karşı bir güvence olarak da değerlendiriliyor. Ancak bu ittifakın Amerikan karşıtı olduğu söylenemez, zira Suudi Arabistan ve ABD arasında sivil nükleer iş birliği anlaşmaları imzalanmış durumda. Türkiye ve Pakistan, Washington’un yakın ortakları olmaya devam ediyor. Fakat bu pakt, bölge güçlerinin güvenliklerini sadece Washington’a bırakmak istemediklerinin bir göstergesi. Ortadoğu’da yeni bir güç merkezi olarak Mekke Paktı, İran ve Şii ortakları ile İsrail ve ABD’nin oluşturduğu ittifak arasında konumlanıyor.

Süddeutsche Zeitung, Mekke İttifakı’nın, İsrail ve İran’a karşı kurulduğunu ifade ediyor. Ancak bu üçlü anlaşmanın risk potansiyeli taşıdığı da belirtiliyor. Suudi Arabistan askeri açıdan ikna edici değilken, Türkiye güçlü bir orduya ve modern bir savunma sanayisine sahip. Fakat Türkiye ve İsrail’in Filistin ve Suriye konularındaki rekabeti, bu ittifakın geleceğini tehdit edebilir. Ayrıca, Pakistan’ın Çin ile olan ilişkileri ve Hindistan ile yaşadığı gerginlikler, durumu daha da karmaşık hale getiriyor.

İttifakın sadece İran’a değil, aynı zamanda İsrail’e karşı da bir duruş sergilemesi, bölgedeki çatışma risklerini artırıyor. Müslüman ülkelerin amacı, İsrail’in bölgedeki hegemonyasını sınırlamak. Ancak, bu durumun nasıl sonuçlanacağı belirsizliğini koruyor. Ortadoğu’da yeni bir düzenin şekillendiği bu süreçte, güçlü ülkelerle aday ülkeler arasında bir rekabetin yaşandığı görülüyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu