İskilipli Atıf Efendi Üzerine Yapılan Suçlamaların Arka Planı

Hayreddin Karaman, İskilipli Atıf Efendi’ye yönelik suçlamaların cehalet ve ideolojik önyargılardan kaynaklandığını vurguluyor.

Yeni Şafak / Hayreddin Karaman

Kin ve Cehalet

Her iki kavramdan da Allah’a sığınarak başlamak istiyorum. Ayrıca, bu mübarek ayın tüm ümmete bir uyanış, rahmet, bereket ve mağfiret getirmesini niyaz ediyorum.

İki değerli vatandaşımız, biri İçişleri Bakanı diğeri Adalet Bakanı olarak atanıyor. Her ikisi de temiz bir sicile, yüksek bir eğitim seviyesine ve görevlerinde kayda değer başarılara sahip. Ancak cehalet, kin ve ideolojik bağlılık, bazı kişilerin gözlerini ve vicdanlarını kör etmiş durumda. Bu kişiler, “Laiklik tehlikede”, “Şeriat adım adım geliyor” gibi cümlelerle kamuoyunu manipüle etmeye çalışıyorlar. “Bir vatan haininin kabrini ziyaret eden bir İslamcı nasıl İçişleri Bakanı olur?” gibi ifadelerle medyada büyük bir gürültü koparıyorlar.

Ben de bu konuda söyleyecek pek çok şeyim olduğunu düşünüyorum ama bu tür bir tartışma bizim seviyemize uygun değil.

Bu yazıda, İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’nin İskilipli Atıf Efendi üzerinden yapılan ithamlarının cehalet ve kin kaynaklı olduğunu açıklamak istiyorum.

Konuyu biraz daha derinlemesine ele alacağım; belki bir yazı yeterli olmayacak ama yine de bu şekilde ilerleyeceğim.

“İslâmî Hareket Öncüleri” adlı beş ciltlik kitabımda, İskilipli Atıf Efendi’ye 45 sayfa ayırdım. Bunun yanı sıra, birçok kaynakta daha fazla bilgi mevcut. Ancak, bu konuda en güvenilir ve önemli kaynaklardan biri, Ordinaryüs Prof. Ebülulâ Mardin’in “Huzur Dersleri” adlı eserindeki biyografidir (II-III. s.969-976).

Merhum Mardin, Atıf Efendi’yi bu esere neden dahil etti? Çünkü Atıf Efendi, H. 1340-1341 yıllarında Huzur Dersleri’ne katılmıştır.

Huzur Dersleri nedir? Sultan III. Mustafa döneminde 1172 (1759) yılında, seçkin ilim adamlarının katılımıyla padişahın huzurunda gerçekleştirilen ilim meclisleridir ve 1341 (1923) yılına kadar devam etmiştir.

Peki, Atıf Efendi’yi bu kitapta savunan Mardin Hoca (1881-1957) kimdir? Kısaca hayat hikayesinden bazı detaylar vermek isterim:

1903 yılında Dârülfünun Mekteb-i Hukuk’tan birincilikle mezun olmuştur. 1910 yılında İstanbul’da Mekteb-i Hukuk ve Mülkiye’de öğretim üyeliğine başlamış, bu görevini 1936’da Mekteb-i Mülkiyye’nin Ankara’ya taşınmasına kadar sürdürmüştür. 1922’de Türk ordusu İstanbul’a girdikten sonra, Refet Paşa tarafından kurulan yönetim kurulunda yer almıştır. 1925 yılında İstanbul Barosu’na kaydolmuş ve Cumhuriyet döneminde birçok üst düzey kamu görevinde bulunmuştur.

Kendisi, akademik dünyada en yüksek unvanlardan biri olan ordinaryüs profesör unvanına sahiptir. Bu unvan, bilimsel başarıları ve uzun yıllara dayanan akademik kariyeriyle öne çıkan profesörlere verilmektedir.

Şimdi ey cehalet içinde boğulanlar! İskilipli Atıf Efendi’yi hain ilan ediyorsunuz ve bu nedenle bir valinin onun kabrini ziyaret etmesini neredeyse vatan hainliği olarak değerlendiriyorsunuz. Ancak, kendisini kısaca tanıttığım gibi, iki dönemde de itibarlı bir ilim adamı olan Atıf Efendi’nin gerçekleri, sizin gibi cehalet içinde olanların yüzüne çarpacak. Ama ne yazık ki, bu gerçeklerle uyanacak gibi görünmüyorsunuz.

Bu konu bir yazıda sona ermeyecek; gelecek yazıda, merhum Mardin’in kaleminden şehit Atıf Hoca’yı anlatmaya devam edeceğiz.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu