Hüsamettin Aslan: Barzani’ye İHA Saldırısının Etkileri Neler?
Hüsamettin Aslan, Barzani’ye düzenlenen İHA saldırısının bölgedeki etkilerini ve arka planını değerlendirdi.
Haberler.com stüdyosunda Olgun Kızıltepe ile bir araya gelen dış politika yazarı Hüsamettin Aslan, Orta Doğu’daki güncel gelişmeleri derinlemesine ele aldı. Gündeminde, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani’nin Erbil’deki ofisine düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısı, ABD-İran gerilimi, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında imzalanan Mekke Paktı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şam’a yapacağı muhtemel ziyaret yer aldı.
Aslan, Barzani’nin ofisi ve IKBY istihbarat başkanının evine yönelik İHA saldırısını değerlendirirken, bu saldırının büyük ölçüde İran kaynaklı olduğu yönünde görüş bildirdi. Ancak, resmi bir açıklama olmaması nedeniyle temkinli bir yaklaşım sergiledi. Saldırının öncesinde IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’nin İran kaynaklı milislerin drone saldırıları gerçekleştirdiğine dair açıklamalar yaptığını hatırlatan Aslan, saldırının bu gelişmelerin ardından gerçekleştiğine dikkat çekti.
Aslan, saldırının iki boyutta incelenmesi gerektiğini belirtti. Birinci boyut, Mesrur Barzani’nin ofisi ve istihbarat başkanının evinin hedef alınmasıyla ilgiliyken, ikinci boyut ise Irak’ın enerji ihracatıyla ilgiliydi. İran’ın bu hedefleri seçmesinin sembolik bir anlam taşıdığını savunan Aslan, mesajın “Ben senin güvenlik aygıtının en tepesindeki adamın evinden vuruyorum” şeklinde olduğunu ifade etti.
Saldırının zamanlaması da dikkat çekici bulunuyor. ABD yönetiminden bir yetkilinin İran Devrim Muhafızları ile bazı görüşmeler yaptığına ve belirli bir ateşkes konusunda mutabakat sağlandığına dair açıklamaların ardından Erbil’deki saldırının gerçekleştiğini belirten Aslan, İran’ın bu görüşmelerden rahatsızlık duyduğunu öne sürdü. İran Dışişleri Bakanlığı, saldırıyla bağlantısını reddetse de Aslan, sahadaki gelişmelerin saldırının gerçekliğini ortaya koyduğunu savundu.
Aslan, İran’ın uzun süredir IKBY’yi ABD ve İsrail ile yakınlaşmaması konusunda uyardığını, 28 Şubat’tan bu yana bölgede 700’den fazla saldırı gerçekleştiğini ifade etti. Ayrıca, İran’ın Irak’taki vekil güçleri ve sınırdan gerçekleştirdiği İHA saldırılarıyla bölgesel Kürt yönetimine mesaj verdiğini söyledi. Kuzey Irak’ta İsrail’e yakın bazı unsurların İran’a karşı silahlı müdahalede bulunma girişimlerinin de Tahran tarafından engellenmeye çalışıldığını belirtti.
Barzani’ye yapılan saldırının sadece son dönemdeki ABD-İran geriliminden kaynaklanmadığını, daha uzun süredir devam eden bölgesel rekabetin bir parçası olduğunu ifade eden Aslan, ABD’nin İran yönetimi içerisinde bir “yarılma” oluşturmaya çalıştığını ve Devrim Muhafızları ile yürütülen temasların bu stratejinin bir parçası olduğunu belirtti. Uluslararası çevrelerde 60 günlük bir ateşkes beklentisinin konuşulduğunu vurgulayan Aslan, saldırının tam da bu süreçte gerçekleşmesinin önemine dikkat çekti.
Irak’ın enerji ihracatı konusuna da değinen Aslan, Irak’ın günlük yaklaşık 1,5 milyon varillik üretim kapasitesinin 750 bin varilini Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaştırmaya yönelik bir mutabakat bulunduğunu söyledi. Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın uzun süredir işlevsiz olduğunu belirten Aslan, hattın yeniden onarılması ve aktif hale getirilmesi için çalışmalar yapıldığını ifade etti. İran’ın, Irak’ın petrolünü Hürmüz Boğazı yerine kuzey ve kuzeybatı hatları üzerinden Akdeniz’e ulaştırmasının stratejik sonuçlar doğuracağını belirten Aslan, bunun Türkiye açısından da önemli olacağını vurguladı.
Aslan, saldırının Türkiye’ye yönelik dolaylı bir mesaj olarak da okunabileceğini ifade etti. Saldırıların enerji şirketlerinin bölgedeki faaliyetlerini etkileyebileceğini belirten Aslan, bunun doğrudan bir saldırıdan daha farklı bir yöntem olduğunu söyledi. İHA saldırılarının devam etmesi halinde, sigorta, personel, nakliye ve teknik giderlerin artabileceğini, bunun da Irak’taki enerji üretimini ve Türkiye ile yakınlaşmayı zorlaştırabileceğini belirtti.
IKBY’nin İran’a doğrudan askeri karşılık verme kapasitesinin bulunmadığını belirten Aslan, olası bir tepkinin ABD ve Türkiye ile güvenlik iş birliğini derinleştirmek şeklinde olabileceğini söyledi. Türkiye’nin Kuzey Irak’taki ekonomik etkisinin oldukça güçlü olduğunu, gıda, beyaz eşya, boya ve cep telefonları gibi birçok alanda bölge ekonomisinde önemli bir ağırlığa sahip olduğunu ifade etti. İran’ın ise uluslararası sistemden dışlanmış olması nedeniyle Türkiye ile rekabette ekonomik açıdan dezavantajlı durumda bulunduğunu belirten Aslan, IKBY’nin her geçen gün Türkiye ile daha fazla ekonomik ve ticari ilişki kurduğunu söyledi.
ABD-İran geriliminin geleceğine dair değerlendirmelerde bulunan Aslan, petrol fiyatlarına dikkat çekti. Petrolün varil fiyatının 90 doların altında seyretmesinin, bölgede yeni ve büyük bir gerilim beklentisinin bulunmadığına dair bir işaret olduğunu ifade etti. Savaşın çıkması durumunda en fazla etkilenen unsurların petrol ve doğalgaz ürünleri olduğunu belirten Aslan, enerji fiyatlarında büyük bir sıçrama yaşanmamasının topyekûn savaş ihtimalini azalttığını savundu.
Orta Doğu’daki gelişmelerin “savaş” yerine “kontrollü çatışma” olarak tanımlanması gerektiğini belirten Aslan, mevcut durumda sınırlı ve sembolik hedeflere yönelik saldırılar gerçekleştirildiğini ifade etti. Tarafların birbirlerinin pazarlık masasında elini zayıflatmak ve kamuoylarını yönlendirmek amacıyla gerilimi kontrollü bir şekilde sürdürdüğünü söyledi. Aslan, bölgedeki gerilimin tarafların iç siyasetlerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurguladı.
İsrail’deki seçim sürecine dikkat çeken Aslan, Netanyahu’nun güvenlik ve İran tehdidi üzerinden kendi seçmenini konsolide etmeye çalıştığını ifade etti. ABD’de de Donald Trump yönetiminin benzer bir siyasi tabloyla karşı karşıya olduğunu belirten Aslan, Trump’ın kendi kamuoyuna yönelik bir hikaye oluşturmaya çalıştığını söyledi. İran’daki ekonomik sorunlara da değinen Aslan, savaş öncesinde ülkede ciddi bir ekonomik ve finansal kriz bulunduğunu, bankacılık sistemindeki sorunların ve para birimindeki değer kaybının halk üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti.
Aslan, İran yönetiminin yerinde kalması nedeniyle siyasi açıdan kaybedenler arasında olmadığını, ancak İran halkının ekonomik ve sosyal açıdan büyük bedel ödediğini ifade etti. “İran’ın da bir yönetimi var. Bunu değiştirmek İran halkının işi. Bir Amerikalının, bir İsraillinin işi değil” diyen Aslan, dış müdahalelerin çözüm getirmemesi gerektiğini savundu.
ABD açısından da değerlendirmelerde bulunan Aslan, Trump yönetiminin savaş nedeniyle ciddi siyasi ve ekonomik maliyetlerle karşı karşıya kaldığını belirtti. Trump’ın kamuoyu desteğinin gerilediğini ve Kongre seçimlerinde ciddi sorunlarla karşılaşabileceğini ifade eden Aslan, savaşın ABD’nin Avrupa, Asya ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini olumsuz etkilediğini söyledi. Körfez ülkelerinin de ABD’nin güvenlik politikalarını sorgulamaya başladığını belirten Aslan, İran ile anlaşmaya çalışan Körfez ülkelerinin Washington’a olan bağımlılığını yeniden değerlendirdiğini ifade etti.
İsrail’in de savaş nedeniyle ciddi ekonomik maliyetlerle karşı karşıya kaldığını belirten Aslan, buna rağmen Netanyahu’nun kendi ülkesindeki siyasi desteğinin sürdüğünü ifade etti. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Paktı’nın ise bir anda ortaya çıkmadığını belirten Aslan, Gazze savaşı, Yemen ve Sudan’daki çatışmalar, İran-ABD gerilimi ve bölgedeki güvenlik boşluğunun böyle bir yapıya duyulan ihtiyacı artırdığını söyledi.
Pakistan’ın nükleer kapasitesi, Türkiye’nin savunma sanayisi ve askeri kabiliyeti, Suudi Arabistan’ın ekonomik gücüyle birbirini tamamlayan bir yapı oluşturduğunu belirten Aslan, Katar ve Mısır’ın da ilerleyen süreçte bu yapıya dahil olabileceğini düşündüğünü ifade etti. Ancak, anlaşmanın “İslam ordusu” veya “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlanmasının yanlış olduğunu vurgulayan Aslan, yapının öncelikle savunma, istihbarat, hava savunması ve caydırıcılık mekanizması olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.
Aslan, özellikle Hindistan’a yönelik bir mesaj bulunduğunu savunarak, Pakistan’a yönelik olası bir saldırının Türkiye ve Suudi Arabistan tarafından karşılıksız bırakılmayacağı yönünde caydırıcı bir çerçeve oluşturulduğunu söyledi. İran’ın Mekke Paktı’na yönelik olumlu açıklamalar yaptığını belirten Aslan, Tahran’ın bölge ülkelerinin ABD ile daha fazla yakınlaşmasındansa kendi aralarında güvenlik mekanizması oluşturmasını tercih edebileceğini ifade etti.
İsrail ve Yunanistan’ın Mekke Paktı’ndan rahatsız olduğunu belirten Aslan, İsrail’in anlaşmayı kendisine karşı oluşturulmuş bir yapı olarak gördüğünü söyledi. Yunanistan’ın ise Mısır’ın böyle bir yapıya katılması halinde mevcut stratejik ilişkilerinin zarar görebileceğinden endişe ettiğini belirten Aslan, Türkiye’nin de Mısır’ın Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği ilişkilerden rahatsız olduğunu hatırlattı. Bu nedenle Mısır’ın pakta dahil edilmesinin taraflar açısından kolay olmayacağını ancak zaman içinde normalleşmenin mümkün olduğunu ifade etti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Mekke Paktı’na destek vermesinin, ABD-İsrail ilişkilerindeki bazı görüş ayrılıklarını ortaya koyduğunu belirten Aslan, Cumhuriyetçi tabanın önemli bir bölümünün İsrail yanlısı Evangelik gruplardan oluştuğunu ifade etti. Trump’ın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan yönetimleriyle iyi ilişkiler kurarak bölgede farklı bir denge oluşturmaya çalıştığını söyleyen Aslan, bunun ABD-İsrail ilişkilerinde tamamen bir kopuş anlamına gelmediğini, ancak taraflar arasında ciddi görüş ayrılıklarının bulunduğunu ifade etti.
Aslan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şam’a olası ziyaretinin, 13 yıllık Suriye iç savaşının ardından gerçekleşmesinin başlı başına sembolik bir anlam taşıdığını belirtti. Erdoğan’ın geçmişte Emevi Camii’nde namaz kılacağı yönündeki açıklamalarını hatırlatan Aslan, bu ziyaretin Türkiye’nin Suriye’deki etkisinin devlet başkanı düzeyindeki ziyaretle görünür hale geleceğini savundu.
Programın sonunda, bölgedeki genel tabloya ilişkin değerlendirmesini paylaşan Aslan, Ortadoğu’da çatışmaların devam edeceğini ancak topyekûn bir savaş beklemediğini söyledi. Bölgedeki düzenli ordu kapasitesine sahip aktörlerin sınırlı olduğunu belirten Aslan, Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin düzenli askeri kapasiteye sahip olduğunu, diğer birçok aktörün ise daha çok paramiliter veya silahlı grup niteliğinde bulunduğunu ifade etti. Aslan, mevcut tablonun daha çok sınırlı çatışmalar üzerinden devam edeceğini ve “Çatışma bitmez ama savaş da çıkmaz” değerlendirmesinde bulundu.




