İhmal Edilen Gençler Ülkemiz İçin Beka Sorunu Oluşturuyor
İhsan Aktaş, gençlerin ihmalinin toplumsal bir beka sorunu olduğunu vurguluyor ve çözüm önerilerini paylaşıyor.
Yeni Şafak / İhsan Aktaş
İhmal Edilen Gençler Ülkemiz İçin Beka Sorunu Oluşturuyor
Bandırmalı Ali Efendi’nin sözleriyle ifade etmek gerekirse, “Bir genci kurtarmak, vatanı kurtarmak gibidir.” Bu bağlamda, dünya genelinde ABD etkisi altında olan iki ülke dikkat çekiyor: Güney Kore ve Türkiye. İngiltere, Almanya ve Fransa ise, Türkiye’den daha kapalı bir yapıya sahip.
Maraş’taki okul katliamı, toplumun her kesiminde derin bir etki yarattı. Herkes kendi perspektifinden konuyu değerlendirmeye çalışıyor. Ancak bu hassas meseleye yaklaşırken, temel unsurları göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Ülkemizde ciddi bir sorun gündeme geldiğinde, liberal görüşlerin savunucuları hemen devreye girerek yasaklar ve normlar üretmenin çözüm olmadığını, bireylerin özgür bırakılması gerektiğini savunuyorlar. Ancak, GENAR’ın Türkiye raporuna göre, halkın %70’i 15 yaş altındaki çocuklar için internet kısıtlaması talep ediyor.
Maraş’taki trajik olay sonrasında, Türk toplumunu, aile yapısını, eğitim sistemini ve devlet mekanizmasını suçlamak yerine, her birinin sorumluluklarını unutmamak gerekiyor.
Bu olay özelinde, dünyada insanları etkileyen ve bu tür tehlikeli oyunları kurgulayan bir zihniyetin var olduğu aşikar. Milyarlarca genç arasında, bu sapkınlıklara kapılan çocuk sayısı az değil. Devletin siber birimleri konuyu araştırdığında, karanlık bir dünyanın varlığıyla karşılaşması muhtemel.
Bu ülkenin aydınları, Batı etkilerine açık olmanın dışında, bir norm ya da değer önerisinde bulunmadılar. İnternetin ve sosyal medyanın etkisiyle, kültür emperyalizminin etkileri içimizden geçip gidiyor.
Din, ahlak ve toplumsal değerler üzerinden konuşmak neredeyse tabu haline geldi. Batı medeniyetinin kökü, sömürgecilik ve insanlığı yok edecek bir zihniyetin eline geçmiştir. Gazze’de yaşanan soykırımlar ve diğer trajik olaylar, bu durumun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.
Ülkemizin kalkınma ve kentleşme problemleri vardı. Anadolu’dan gelen insanlar, şehirlerde tutunmaya çalıştı ve çocuklarını okutmak için çabaladı. Bu süreçte, Türk milleti birçok zorluğun üstesinden geldi.
Dünyada küresel sisteme bu denli açık olup aile değerlerini koruyan başka bir millet yok. Türk toplumu, 15 Temmuz gibi zor dönemlerde yüksek ahlakını kanıtladı.
İhmal edilen her birey, ülkemiz için bir sorun teşkil ediyor. Dijital çağın getirdiği hızlı değişim, toplumumuzu tehdit ediyor. Peki, bu yeni tehlikeye karşı ne yapmalıyız?
Aileler, eğitim ve gelenekler doğrultusunda ölçü ve sınırlar koymalı. Her çocuk, aile içinde değerli bir varlık olarak görülmeli; ancak kimlik oluşumu için sınırlar da gereklidir. Aileler, çocuklarını değerlerle donatmak için çaba göstermelidir.
İlkokuldan itibaren çocuklar, sınav odaklı bir eğitim sisteminden çıkarılmalı. Bazı ülkelerde, çocuklara toplumsal değerler öğretiliyor ve bu değerler uygulamalarla pekiştiriliyor. Örneğin, evdeki çöpün nasıl yönetileceği gibi konular sekiz hafta ders olarak işleniyor.
Üniversiteler, değer üretmeli ve öğretim üyelerinin saygınlığı yeniden kazanılmalıdır. Devlet, topluma değerler kazandırmalı ve bu değerlere uyma konusunda eğitim vermelidir. Bugün, toplumda en faziletli olarak görülenler genellikle iş insanlarıdır; bu da kapitalizmin geldiği noktayı göstermektedir.
Sivil toplum kuruluşları, gençlerle birlikte değerler üretmeli ve onlarla etkileşimde bulunmalıdır. 1990’lı yıllarda Milli Gençlik Vakfı’nda yöneticilik yapmış biri olarak, o dönemde tek bir vakfın 2 milyona yakın gence hizmet verdiğini hatırlıyorum. Günümüzde ise binlerce vakıf ve dernek mevcut.
Bu ülkenin tüm çocukları, Milli Eğitim Bakanlığı, Aile Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’nın çocuklarıdır. Bir seferberliğe ihtiyaç var ve bu seferberlik kalıcı, sistematik ve unutulmaz olmalıdır.




