İslami Amel Cephesi: Direnişi İrancılıkla Suçlayanlar Amerika’ya Uşaklık Yapıyor

Züheyr el-Cuayid, direnişin mezhepsel bir çerçeveye hapsedilemeyeceğini vurguladı ve Sünni-Şii dayanışmasını anlattı.

İslami Analiz / Haber Merkezi

Lübnan merkezli İslami Amel Cephesi’nin Genel Sekreteri Züheyr el-Cuayid, Lübnan’da yaşanan direniş deneyimlerine dayanarak, Şii ve Sünni mezheplerinin direniş konusunda birleştiğini ifade etti. Cuayid, direnişin tarihsel kökenleri ve güncel durumu hakkında önemli bilgiler sundu. Siyonist işgale karşı verilen mücadelenin mezhepsel bir çerçeveye hapsedilemeyeceğini vurguladı.

Direnişin sadece Şiilere ait olduğu yönündeki propagandaların, Sünni dünyayı direnişten uzaklaştırma çabası olduğunu belirten Cuayid, “Biz bu direnişin temelini atanlarız” dedi. 1948’de Sünni gençlerin Filistin’i savunmak için yürüyüşe geçtiğini hatırlatan Cuayid, 1982’de kurulan Fecr Kuvvetleri’nin, İsrail’in Sayda’dan çıkarılmasında önemli bir rol oynadığını ifade etti. Bu kuvvetin, bugün de İsrail’e karşı mücadele ettiğini ve deniz operasyonlarında şehitler verdiğini söyledi.

Cuayid, Siyonist medya ve bazı Arap kanallarının yürüttüğü mezhepçi algı operasyonlarına dikkat çekti. Sınır hattındaki yıkımları örnek vererek, “Yıkılan ilk cami Yarun’daki Sünni camisi. Yarun ve Mervahin Sünni köyleridir. 2024 savaşında ilk olarak buradan başladılar” şeklinde konuştu.

Şebaa Çiftlikleri’nin mülkiyeti hakkında da bilgi veren Cuayid, bu arazilerin %70-72’sinin Lübnan’daki Sünni İslami Vakfı’na ait olduğunu, %22’sinin ise Darü’l Fetva’ya bağlı vakıflara ait olduğunu belirtti. Bu toprakların, Siyonist işgalden kurtarılmasının, doğrudan Sünni müftülerin ve kurumların görevi olduğunu vurguladı.

Körfez destekli medyanın Lübnan’da yaratmaya çalıştığı Sünni-Şii çatışmasının halk arasında başarısız olduğunu ifade eden Cuayid, savaşın başlangıcında Sünni bölgelerin gösterdiği dayanışmayı rakamlarla açıkladı. Saldırılar nedeniyle yerlerinden edilen 1 milyon 200 bin Şii’nin Sünni ve Dürzi bölgelerde nasıl karşılandığını anlattı. “İki gün içinde Barcaya 32.000, Sayda’ya 24.000 yerinden edilmiş kişi geldi” dedi. Halkın sahadaki kışkırtmalara rağmen ferasetle davrandığını belirten Cuayid, “Sünniler, Şiileri kucakladı. Biz hayatımız boyunca mezhepçi olmadık” ifadelerini kullandı.

Cuayid, direnişi “İrancılıkla” suçlayanların çelişkilerini ve Körfez fonlarının Lübnan’daki etkilerini eleştirdi. Lübnan’da Siyonist işgale karşı savaşan Direniş Cephesi’ni karalamak için yürütülen milyarlarca dolarlık medya ve siyaset mühendisliğini gözler önüne serdi.

Ülkedeki siyasi çürümenin dış müdahalelerle bağlantılı olduğunu belirten Cuayid, “Çantalar dolusu parayla gelip bir cumhurbaşkanı, bir genelkurmay başkanı ve bir başbakan satın almaya kalktılar” dedi. Lübnanlı liderlerin Filistin davasını satmak üzere göreve getirildiğini ifade eden Cuayid, Sünni sokağın gücünün, “Bizi Filistin’i satmaya götürecek bir başbakan getirmekle” ölçülemeyeceğini vurguladı.

Körfez sermayesinin Direniş’i zayıflatmak için harcadığı bütçeleri Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın itiraflarıyla örneklendiren Cuayid, “Muhammed bin Selman ’21 milyar dolar ödedik’ diyor. Peki ne elde ettiniz? Lübnan’daki Suudi projesini heba ettiniz!” dedi. Paranın Suudi Arabistan, BAE ve Katar’da olduğunu belirten Cuayid, Direniş alimlerinin mal ve mülk peşinde koşmadığını, buna karşın Körfez ülkelerine “davul çalan” isimlerin refah içinde yaşadığını hatırlattı.

BAE merkezli yayın yapan bazı din adamlarının siyasi rüzgara göre nasıl saf değiştirdiğine de değinen Cuayid, bu kişilerin İbrahim Anlaşmaları sonrası ikiyüzlülüğünü eleştirdi. Cuayid, “Bu kanallar, Filistinlilere yardım toplamak için yayın yaparken, BAE normalleşme kararı aldığında, aniden Filistinlilere küfretmeye başladılar” dedi.

Güney Lübnan’da toprağını savunan gençleri dış bağlantılı olmakla suçlayan yerli işbirlikçilere de tepki gösteren Cuayid, “Beni en çok üzen şey, birilerinin çıkıp ‘Hizbullah bir İran fraksiyonudur’ demesi. Bunu söyleyenler, hayatları boyunca Amerikan ya da Körfez uşaklığı yapanlardır!” ifadelerini kullandı. Cuayid, Filistin Direnişi’nin geçmişteki varlığı döneminde silah taşıdığıyla övünen yetkililere de seslenerek, kendi topraklarını savunan Lübnanlı direnişçilere ihanet etmemeleri gerektiğini vurguladı.

Röportajda, Lübnan’daki sağcı Hristiyan partilerin Direniş eksenine karşı yürüttüğü siyasetin, bölge Hristiyanları için taşıdığı tehditler de gündeme geldi. Cuayid, Batı’nın sahte vaatlerine aldanan Hristiyan kitlelere tarihi ve dini referanslarla seslendi. “Trump kendini Hz. İsa’nın yerine koydu. Oysa Kudüs’te Hristiyanların bayramlarında dini ritüellerini yapmaları yasaklanıyor” diyerek, Siyonist baskılara dikkat çekti.

Cuayid, Batı medyasının Mescid-i Aksa’daki ihlalleri gizlediği gibi, Hristiyanlara yönelik Siyonist baskıları da örtbas ettiğini belirterek, inanç ekseninde önemli bir soru sordu: “Eğer Hristiyan inancına göre en kutsalınız olan Hz. İsa’ya komplo kuranlar Yahudilerse, nasıl oluyor da onlarla aynı çizgide durabiliyorsunuz?”

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu